Dünya ve Türkiye iklim değişikliğine karşı ne yapıyor?

28 Kasım 2016 Dergi: Kasım-Aralık 2016

WRI Türkiye ve Sakarya Üniversitesi iş birliğiyle bu yıl dördüncüsü düzenlenen Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu birbirinden önemli oturumların yapılmasına vesile oldu. Bunlardan biri olan ve “Küresel İklim Hedeflerine Ulaşmak &İklim Değişikliği Eylem Planları” başlığıyla düzenlenen oturumda konuşan, iklim değişikliğine dair çalışmalarıyla tanıdığımız Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Levent Kurnaz ve İstanbul Politikalar Merkezi İklim Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin’in verdiği bilgiler kulaklara küpe yapılacak cinstendi.

WRI Türkiye ve Sakarya Üniversitesi’nin ortak çalışması neticesinde Sapanca’da düzenlenen Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu; belediyeler, üniversiteler, iş dünyası ve sivil toplum örgütlerinin aynı çatı altında buluşup “yaşanabilir şehirler” üzerine görüşlerini aktarmalarına vesile oldu. Pek çok oturum ve konuşmaya şahitlik eden sempozyumda, “Küresel İklim Hedeflerine Ulaşmak &İklim Değişikliği Eylem Planları” başlığı altında organize edilen oturumda söz alan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Levent Kurnaz ve İstanbul Politikalar Merkezi İklim Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin’in söyledikleri, “ne haldeyiz?” ve “ne yapmalı?” gibi sorulara cevap verici nitelikte olmaları bakımından oldukça dikkat çekiciydi.

“ ‘1,5˚ ile sınırlayalım’ demek, en hafif tabiriyle ‘bilimle dalga geçmek’ olur”

Oturumun ilk konuşmacısı olan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Levent Kurnaz, Paris Anlaşması’ndan çıkan “1,5˚ ile sınırlayalım” kararına değinerek sözlerine başladı. Kurnaz, alınan bu kararı neden “bilimle dalga geçmek” olarak yorumladığını şöyle açıkladı: “Öncelikle şunu söylemek gerekiyor: 1˚ önemli; sıcaklığın 1˚’yi geçmemesi gerekiyor. Ancak son 250 yılda sıcaklık 1˚’den fazla arttı. 10 bin senede kazandıklarımızın hepsini 250 senede çöpe atmaya doğru gidiyoruz. Paris Anlaşması dedi ki, ‘biz bu sıcaklık artışını 2˚ ile sınırlamalıyız’. Üstelik bununla da kalmadı, son anda bir manevra yapıp, ‘hatta mümkünse 1,5˚ ile sınırlayalım’ dedi. Esasında 0˚ ile sınırlamamız gerekiyor. Ancak burada sormamız gereken bir soru var. Biliyor musunuz bilmiyorum, son 16 ayda her ayın sıcaklığı geçmiş ortalamalardan en az 1˚ fazlaydı. Yani geçtiğimiz Ağustos ayına kadar olan son 16 ayın tamamının ortalama sıcaklığı, geçmişteki bütün aylardan daha sıcaktı. Geçtiğimiz Eylül ayı ise tarihteki en sıcak ikinci Eylül ayıydı. Çılgın bir gidiş bu ve bu çılgın gidiş içerisinde ‘1,5 veya 2˚ ile sınırlayalım’ gibi söylemler gerçekçi olmuyor. 1˚’yi zaten geçtik; 1,5˚ ile sınırlamak içinse hepimiz evlerimize yürüyerek gitmemiz gerekiyor. Bu, şaka değil. Hepimiz bugün itibarıyla evlerimize yürüyerek gitmemiz gerekiyor ve bir daha hiç arabaya binmememiz gerekiyor. Bunu yapmıyorsak 1,5˚ sınırı hayal olur; başka durumlardan bahsetmek zorunda kalırız. Çünkü zaten şu ana kadar sistemin içerisine gömdüğümüz ısı 1,5˚ dereceyi geçmiş durumda; 2˚’ye doğru gidiyoruz. Hâsılı, ‘1,5˚ ile sınırlayalım’ demek, en hafif tabiriyle bilimle dalga geçmek olur”.

“Başımız büyük belada”

Prof. Dr. Levent Kurnaz’ın Paris Anlaşması ile söyledikleri bunlarla sınırlı değildi. Kurnaz’a göre, bırakın 1,5 veya 2’yi, yolun sonu 8˚’yi gösteriyor: “Paris Anlaşması’nda vuku bulan daha büyük bir problem daha var. Her ülke ‘niyet ettim’ diye başlayan cümleler kurdu ve devamında bazı sözler verdi. Peki, bu sözler yerine getirilmeyince ne oluyor? Hiçbir şey. ‘Olmadı, yapamadım’ diyorsunuz ve bitiyor. Bu ‘niye ettim’leri toplandığınızda 1,5˚ çıkması gerekiyor. Ancak durum öyle bile değil. Niyet cümlelerini dahi toplandığınız zaman çıkan sonuç 2,7˚. Bu, çok garip bir durum. Şöyle düşünün: Siz, ‘niyet ettim Ramazan orucunu tutmaya’ dediğinizde devamında, ‘ama saat 11.30’a kadar tutmaya’ diyebilir misiniz? Bir de bu niyetlerin uygulaması 2020 yılında başlayacak. 2019-2020 aralığında herkesin bu niyetlerini tekrar gözden geçirmesi gerekiyor. Ve yine herkes 2,7˚’nin farkında; 1,5˚’ye düşmenin imkânsız olduğunun da ayrıca farkında. Dolayısıyla 2020 yılına kadar belirli pazarlıklar olacak. ‘2,4˚’ye ve dahası 2˚’ye nasıl geliriz’ üzerine konuşulacak. Burada önemli bir problem doğuyor: Kyoto’nun başladığı dönemle kıyaslandığında, epeydir AB, Japonya ve diğer ülkelerin bir çaba gösterdiği aşikâr. Fakat tüm bu çabaya rağmen 8˚ artışa doğru gidiyoruz. ‘Kyoto’da her şey çok iyi gitti, işler gayet yolunda’ derken şu anda gitmekte olduğumuz yolun sonu 8˚. Yanlış duymadınız, 8˚. Biz şu an 2,7˚’yi konuşuyoruz. Bu 8 rakamını asla unutmamamız gerekiyor. Zira hepimiz çok kötü etkileneceğiz. Evet, 2 için, 2,4 için savaşalım ama unutmayalım ki başımız büyük belada”.

“Türkiye iklim değişikliğine hazır değil”

Levent Kurnaz’ın Türkiye’nin iklim değişikliği çalışmaları ile ilgili verdiği bilgiler de maalesef hiç iç açıcı değildi: “Türkiye iklim değişikliğine hazır değil. Fakat böyle deyip bırakmak da olmaz, uzun uzun konuşmak gerekiyor. Ülkemiz, iklim değişikliğinin getirilerinden en kötü etkilenebilirliğe sahip yerlerden bir tanesi. Ve işin kötüsü, başka insanlara bunu anlatmakta zorluk çekiyoruz.

Bir nokta var ki onun üzerinde daha fazla yoğunlaşmalıyız. 2003 yılının Ağustos ayında Batı Avrupa’da bir sıcak hava dalgası oldu. Çok büyük bir kısmı Paris’te olmak üzere onbinlerce insan öldü. Bu konuda yetkili arkadaşlardan birine, ‘bu durum İstanbul’da da olursa ne yapacağız?’ diye sordum. ‘Biraz daha fazla imam gerekli olacak’ dedi. Bunu nasıl engelleriz, nasıl korunuruz, etkileri nasıl azaltırız gibi sorulara, ‘mezarlıkların yerlerini genişletmek, yeni mezarlık alanları bulmak…’ gibi cevaplar vermek meseleye bakış açısını gösteriyor. İnsanlar ölmesin diye bir takım çalışmalar yapmalıyız; öldükten sonra neler yapacağımız o kadar önemli değil. Hâsılı, Türkiye’deki bakış açısını değiştirmemiz gerekiyor. Yerel tarafta üst seviyede bu bakış açısını değiştirmek gerekiyor.

Enerji, iklim değişikliği konusundaki en tehlikeli yer. Atmosfere giden karbondioksitin büyük bir kısmı enerji üretimi için gidiyor. Enerji üretimi bizi çok ilgilendiren bir durum değil. Ancak nefes aldığımızda havada ciğerimizi yakan unsurlar varsa işte o yerel yönetimleri ilgilendiriyor. Yani havanın temiz olması şehirleri ilgilendiriyor. Artı, musluğu açtığımızda su akıyor olması şehirleri ilgilendiriyor. Yine insanların rahat bir şekilde bir noktadan diğerine gidebilmesi şehirleri ilgilendiriyor. İlginç bir şekilde, bunlara çözüm bulduğunuz an esasında iklim değişikliğine de çözüm bulmuş oluyorsunuz. Maalesef ülkemizde bu konuyla alakalı olarak çok fazla çalışma yapılmıyor. Devlet nezdinde en son çalışma 2006-2007 döneminde yapıldı. 10 sene geçti. Dünya iklim biliminin altından korkunç sular akmasına rağmen Türkiye’de bu süreçte yapılmış devlet destekli bir çalışma yok”.

“2050 yılında Türkiye’yi 4˚’lik sıcaklık artışı bekliyor”

Prof. Dr Levent Kurnaz, Türkiye’nin yakın gelecekte önemli ve büyük sorunlara gebe bir sıcaklık artışıyla karşı karşıya kalabileceğini de son söz olarak kayıtlara geçirdi: “Biz kendi çalışmalarımızdaN yola çıkarak şunları söylüyoruz: 2050 yılında Türkiye’yi 4˚’lik sıcaklık artışı bekliyor. 2050, gayet yakın bir zaman. Benzer şekilde aynı aralıkta yüzde 20-30’luk yağış azalması var. Ve elimizdeki suyu nasıl değerlendireceğimiz çok önemli bir konu. Sapanca’yı ele alalım. Birkaç sene önceki kuraklıkta Sapanca’daki suyun ne kadar azaldığını hepimiz biliyoruz. Çünkü oradan İzmit’e su veriliyor. Su kaynakları bu kadar azalırken bunun planlamasını yapmak iklim değişikliği açısından en değerli çalışma.

İklim değişikliği bir başka önemli noktası da şu: Önümüzdeki 30-40 senede tüm dünyada petrol denilen nesne bitecek. Çılgın çılgın yerlerden çıkartmadığımız sürece bitecek. Şu an kullandığımız tüm taşıma araçlarını 30-40 sene sonra nasıl çalıştıracağız? Bütün bunları bugünden düşünmeye başlarsak, bugünden hazırlanırsak 20 sene içerisinde uygulamaya geçer, 30 sene sonra da hazır oluruz. Hepsini bugünden düşünmemiz gerekiyor”.

“Anahtar şu: Fosil yakıtları terk etmek”

İstanbul Politikalar Merkezi İklim Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin ise anahtarın ne olduğunu konuşmasının başında yekten söyledi: Fosil yakıtları terk etmek. Neden terk edilmesi gerektiğini de şöyle detaylandırdı:“Paris Anlaşması için hepimizin en çok altını çizdiği konu 2˚ sınırlaması idi. Hatta mümkünse 1,5˚ gibi bir hedef ortaya atıldı. Anlaşmanın 4. Maddesi’nde çok açık bir şekilde, 21. yüzyılın ikinci yarısında karbonsuzlaşma (ekonominin karbondan arındırılması) gibi bir ibare var. Böyle olunca aslında ne yapılması gerektiğini görmek açısından iş biraz daha kolaylaşıyor. Durum basit bir matematik hesabına dönüşebiliyor. Uyguladığınız her türlü politika değişikliğinin, aldığınız uzun vadeli (önümüzdeki 35-40 yıllık süreç) etkileyecek politika kararlarının bu hedefe uygun olması gerekiyor. Aksi takdirde Paris Anlaşması’nı hiçbir şekilde dikkate almamış olursunuz. Siz kentlerinizi planlarken otomobillere dayalı ulaşım sistemi kurarsanız, binaların ısıtma-soğutmasını fosil yakıtlara bağlı bir altyapıyla yaparsanız ya da bütün enerjiyi yine petrol veya doğalgazdan elde etmeye devam ederseniz ve bütün bunları dahası fosil yakıtlara bağlı bir sisteme kitlerseniz ülkenizin ve dünyanın geleceğini ipotek altına almış olursunuz. Anahtar şu: Fosil yakıtları terk etmek. Bunu gerçekleştirmek için de önümüzde 35-40 yıllık bir vade var. Fosil yakıtlar dediğimiz kömür, petrol ve doğalgazı bu süreçte terk etmemiz gerekiyor. Bu 2˚ dereceyi aşmamak için yüzyıl sonuna kadar bütün gezegen olarak atmosfere salacağımız karbondioksit miktarı hesaplandı ve sonuç şu: 1000 gigaton hakkımız kalmış durumda. Bu sınırı geçmememiz, yani 1000 gigatondan fazla karbondioksit emisyonu yapmamamız, atmosfere salmamamız gerekiyor. Bunu başarmanın yegâne yolu fosil yakıtları yerin altında bırakmak. O yüzden bugün emisyon azaltıcı Kyoto Protokolü terminolojisinden ziyade fosil yakıtların yerin altında bırakılması üzerine stratejiler geliştiriliyor. Bunun matematiği de oldukça basit: Eğer bugünkü emisyon performansı devam ederse 6 yıl sonra 1,5˚’yi geçmiş olacağız. Yine bu hızla devam edilirse 21 yıl sonra da 2˚ aşılmış olacak. Eğer 21 sene sonra geleceğimizi kaybetmek istemiyorsak fosil yakıtları yerin altında bırakacağız”.

“En kritik konu enerji üretimi”

Ümit Şahin, bu noktada en kritik konunun enerji üretimi olduğunu vurguladı: “2050’ye varan yolda, emisyonların en hızlı şekilde azaltılması gereken sektör enerji sektörü. Şu an bakıldığında mevcut taş kömürü rezervi bile 1000 gigatonun daha üzerinde bir emisyona neden oluyor. Buna petrol, gaz ve linyiti de eklerseniz, sadece rezervlerin tamamını çıkarıp yakmaya kalktığınızda mevcut 1000 gigatonluk bütçenin 3 katı kadar karbondioksiti havaya salıyorsunuz. Bir de buna henüz kullanılmamış kaynakları da eklerseniz çok daha yüksek bir miktar çıkıyor.

Sonuç olarak yapılması gereken şu: rezervlerin toplamının 1000 gigatonun neredeyse 3 katı olduğunu söylemiştik. Biz eğer 2˚’yi tutturmak istiyorsak bunun yüzde 68’ini, 1,5˚’yi tutturmak istiyorsak da yüzde 85’ini yerin altında bırakmak zorundayız. Yapılan çalışmalar göre en hızlı ve en fazla emisyona neden olan kömür; o yüzden yerin altına en fazla bırakılması gereken yakıt da o. Doğalgaz biraz daha geniş bırakılabilir. Petrol de yine kömüre göre daha az hızla ama aynı süre içerisinde bırakılabilir. Ancak sonuç olarak tüm fosil yakıtları yer altında bırakmak asıl amaç olmalı. Öncelikle önümüzdeki 30-35 yıl içerisinde kömüre dayalı tüm endüstrilerin hızlı bir şekilde bırakılması gerekiyor. Petrol artırılmadan ve kömüre göre biraz daha yavaş bırakılabilir zira ulaşım sektörü için önemli.

Yapılan çalışmalara göre, Türkiye’yi kapsayan Orta Doğu coğrafyası içerisinde kömürün yüzde 99’unun yeraltında kalması gerekiyor. Petrolün yüzde 38’inin, gazın ise yüzde 62’inin toprak altında olması gerekiyor. Avrupa ve Kuzey Amerika’da da kömür ve petrolün yüzde 100’e yakınının yerin altında bırakılması gerekiyor. Aksi takdirde tüm bunları unutup geleceği ipotek altına almış olursunuz. Eğer fosil yakıtları terk etmeyeceğiniz bir politika izlemeye devam ederseniz hem kendi ülkenizin hem de dünyanın geleceğini 6-8˚’lere kilitlemiş ve dünyayı yok oluşa götürmüş olursunuz”.

“Atılması gereken en acil adımlar belli”

Şahin, neler yapılması gerektiği noktasında da reçeteyi verdi: “Atılması gereken en acil adımlar; yeni kömür madenlerinin, yeni kömürlü termik santrallerin, yeni petrol kuyularının, yeni doğalgaz kuyularının, yeni boru hatlarının durdurulması. Dünyada şu an dikkate alınabilecek bütün bilim ve politika çevreleri bir tek kelimeden bahsediyor: Moratoryum. Çin’de, ABD’de ve en son Endonezya’da yeni kömür madenleri açılmaması üzerine sınırlı süreli moratoryumlar ilan edildi. Avrupa ülkelerinde de yeni termik santrallerin yapılmaması üzerine çalışmalar oluyor. Dolayısıyla Türkiye’nin de ‘iklim değişikliği için bir şeyler yapıyorum’ diyebilmesi için atması gereken ilk adım, yeni kömür madenlerine ve yeni kömürlü termik santrallere hiçbir şekilde lisans vermemesi ve en azından 5-10 yıllık bir moratoryum ilan etmesidir. Bunun yapılabilmesi noktasında aslında Türkiye şanslı. Türkiye’nin enerji eldesinde kömürün yeri aslında çok yüksel değil. Örneğin bir Almanya’ya bakarsanız, elektriğin yüzde 40’ının kömürden elde edildiğini görürsünüz; Amerika’da bu oran yüzde 50, Polonya’da yüzde 85. Türkiye’de ise elektriğin yüzde 30’una yakın bir kısmı kömürden elde ediliyor. Burada ‘yanlış söylem’ konusuna dikkat çekmek isterim. Örneğin, ‘yerli kömür’ söylemi. ‘Yerli kömür santralleri açarsak enerji bağımsızlığı elde ederiz’ gibi cümleler kurmak çok yanlış.

Türkiye’nin şansı halen daha kömüre bağlı olmamasıdır. Yeni yapılan bir çalışmanın sonucu şöyle diyor: Türkiye’de kömürden elde edilen enerjiden dolayı oluşan emisyonun payı diğer gelişmekten olan ülkelere göre nispeten düşük. Asıl tehlike ‘planlanmış olanlar’dan kaynaklanıyor. Eğer Türkiye şu an planlanmış olan 70 civarındaki kömür santralini yaparsa o zaman bu 2˚’lik hedefin tutturulması mümkün değil. Böyle olursa Türkiye’nin emisyonu çok hızlı bir şekilde artacaktır. Türkiye’nin yapması gereken, yapılan tüm fosil yakıtla alakalı anlaşmaları durdurmak. İkincisi de yeni otoyol ve köprü projelerinin durdurulması.  Bunları yaparsak Türkiye güzel bir iklim politikası uygulamış olur”.



Slider Altına