Türk otomobilciliğinin babası, enerji sektörünü araştırıyor...

29 Mart 2012 Dergi: Mart-Nisan 2012

Rüzgarda lisanslama sürecinin ilerki aşamalarında toplam 100 MW’ı aşacak santral yatırımı ve yerli kanat üretimi planlayan, o arada güneş enerjisini de araştıran, bir taraftan da Pamukova’da katı atık entegre tesisi kuran Nahum’un Hexagon’u, biraz daha uzun vadelere uzanacak bir hedeflemeyle, bir ucu yine otomotiv sektörüne değen “düşler” tasarlıyor... 2023 yılında 90 milyon nüfusu, 25 bin Dolar kişi başı geliriyle dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olması beklenen Türkiye’de, halen 15 milyon olan trafikteki araç sayısının “30 milyon” olarak öngörülmesi ve bunun - şayet başka bir alternatif bulunmazsa - “şimdikinin iki misli yakıt tüketimi” anlamına geliyor olması, Hexagon’un enerji işine yönelmesinde ana sebeplerden birisi...
Çok uzun yıllarını verdiği otomotiv sektöründe Tofaş CEO’su ve sonra da Fiat’ın İş Geliştirme Bölüm Başkanı olarak önemli başarılara imza atan Jan Nahum, yeni şirketinde geniş bir tasarımcı ve mühendis kadrosuyla geliştirdiği projeleri, enerji işine girişini ve düşlerini EPDK’nın 10. yılı dolayısıyla düzenlenen konferansta anlattı.

Enerji konusuna girmemek imkansızdı

Otomotiv sektöründe olan birisi veya bir kurum niye enerji sektöründe faaliyette bulunur? Sebebini şöyle özetleyeyim: Türkiye gelişiyor, gelişmeden dolayı da enerjiye ihtiyacı var. Ancak enerji üreten değil, tüketen bir ülkeyiz, dışa bağımlılığımız var. Dolayısıyla göreceli bir tehdit ortamındayız. Enerji tüketimimizin ve ihtiyacımızın artmasıyla ilgili bu durum, dünyada birçok kırılmanın oluşmakta olduğu bir değişim dönemine de rastgeldi. Ve bildiğiniz gibi, kırılma noktaları hem tehdit hem de fırsat anlamına gelebiliyor. Bu noktalarda pasif davranırsak tehdit olur, aktif davranırsak bunları fırsata döndürme imkanına sahip oluruz. Fırsata döndürmeyi başarabildiğimizde rekabetçiliğimiz artıyor ve buna bağlı olarak da gelişme hızımız artıyor. Hal böyle olunca enerji konusuna girmemeye imkan yoktu... Kırılma noktasında fark yaratarak, olası tehdidi fırsata döndürmeye yönelik bir yaklaşımla şunları düşündük: 2023 yılında şimdikinin iki misli araç kullanılacaksa, bizim üzerimize düşen en önemli görevlerden bir tanesi, tüketim üzerinde baskı oluşturmak ve tüketimi azaltmak... Dolayısıyla bir taraftan arzı oluştururken, öbür taraftan da talebi dizginlemek ve kontrol altına almak da had safhada önem taşıyor. Talebi yarı yarıya düşürebilsek arzı iki misline çıkarmış kadar, belki daha da fazla değerli bir iş yapmış olabiliriz...

Önce içten yanmalılarda verimlilik…

Talebi azaltmak deyince, otomotiv endüstrisinde hemen akla gelen ilk şey, elektrikli motorlar... Evet, bu değişim olacak... Araçlar gelecek 10-15-20 yılda elektriğe doğru gittikçe daha çok bir geçiş gösterecekler. Fakat bugün dünyada 600-700 milyon, Türkiye’de de 15 milyon araç dolaşıyor yollarda... Bunun değişimi belli bir vakit alır. Her yıl Türkiye’de sırf elektrikli araç üretilse ve yılda 1 milyon elektrikli araç piyasaya girse, bu değişim 15 yıl alır. O nedenle biz en az 15-20 yıl daha mevcut içten yanmalı motorlarla yaşamak durumdayız. O halde çok büyük bir hızla verimli içten yanmalı motorlara geçmenin yolunu bulmak, buna yatırım yapmak durumundayız. Bu alanda yakıt tüketimini yüzde 35 kadar azaltan değişik teknolojiler var. Bunun çeşitli araştırmaları dünyada devam ediyor. Biz geç kaldık. Bu araştırmaları yapanlardan birkaç tanesini kapıp onu kendimize mal etmemiz ve bunları Türkiye’de üretmemiz lazım. Ama bunun olabilmesi için Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın uyguladığı sistemi uygulamaya ihtiyacımız var: Savunma Sanayi Müsteşarlığı biliyorsunuz ‘prototip’ üretimini finanse etme yoluna gitti. Bu da, daha sonra üretime geçerek o finansmanı ödeyecek çalışır modellerin (prototiplerin) ortaya çıkmasına imkan sağladı. Otomotivde de ne yapıp edip bunu yapmak zorundayız. Bu olduğunda talep kendiliğinden doğacaktır. Böylece araç parkımızdaki motorların önümüzdeki yıllarda verimli motorlarla değiştirilmesi mümkün olacaktır.

Sonra elektrikli motorlular…

Sırf ‘elektrikli motor’ sevdasıyla yatırım yapmak yanlış olur. Kendi kendimizi aldatırız. Eğer elektriği çevreyi kirleterek kömürden üretiyorsak, onu verimsiz şekilde taşıyarak belki de petrolden veya doğalgazdan daha kötü değerlendiriyorsak, ne faydası olabilir ki? Burada sadece nihai üretimi değil, topyekün sistemi irdelemek, topyekün sistemin avantajına bakmak gerekir. Bu noktada üç tür yaklaşım var:

1- Kendinden bataryalı araçlar: (Şehir içi taşımacılık için) Bataryalarının ömrü 150-200 km’ye kadar yetiyor. Ondan sonra şarj edilmeleri lazım. Güçlü şarj sistemleri olmasına rağmen limitli mesafede gidebiliyorlar.
2- Akaryakıt istasyonuna gittiğinizde yakıt alacağınıza, batarya alıyorsunuz. Batarya iki üç dakikada kolayca değiştiriliyor. Bataryanın sahibi aracı kullanan kişi değil, elektriği üreten şirket... Batarya değiştirme istasyonlarında batarya ile birlikte size elektrik satıyor.
3- “Range Extender” denilen, hem küçük bir içten yanmalı motoru olan, hem de bataryası olan sistemler... Bu sistemler birlikte çalışıyor. Ve bir limiti yok, istediği kadar gidebiliyor. Küçücük bir benzin ya da dizel motoruyla bataryasını doldurabiliyor. Frenlemede elektriği yeniden yaratıyor (regeneration) ve çok da verimli olabiliyor...

İşte bunlardan bir ya da birkaç tanesine Türkiye her halükârda geçecek. Ama burada önemli olan, ürettiğimiz ve kullandığımız elektriğin verimli olması ve yerine koyduğumuz akaryakıt sisteminden daha etkin bir sistem getirebiliyor olmamızdır. Biz de şu an Hexagon olarak bu konulara yatırım yapmak üzere araştırma yapıyoruz. Öncelikle içten yanmalı motorlar konusuna bakıyoruz. Aynı zamanda, ona paralel olarak, ‘range extender’ elektrikli sistemini de araştırıyoruz. Dolayısıyla enerji yatırımlarımızdan bir tanesi bu alanda, enerji tüketimini azaltmaya yönelik olacak. İkincisi ise, oyunun öbür tarafına yönelik... Yani arz tarafında... Bu çerçevede yenilenebilir enerji kaynaklarında belli deneyimlerimiz oldu, ama başarısız olduk. Fakat bu bizi yıldırmadı. Şimdi değişik konuları denemekteyiz. Türkiye’de halen güneş enerjisi sektörü ısıtıcılar bakımından dünya üçüncüsü konumda olmakla birlikte güneşten elektrik üretimi konusunda limitli çalışıyor. Dolayısıyla bu alanı da araştırıyoruz. Diğer taraftan, atıkları enerjiye dönüştürme konusuna da öncelikle eğildik. Biliyorsunuz, bu yeni bir teknoloji değil; bütün dünya bunu kullanıyor, fakat bölük pörçük... Dünyada bunu komple bir sistem olarak, entegre şekilde yapan yok. Entegre sistemin teknolojisini veren bir kurum da yok. Dolayısıyla bu denemeyi biz yaparak teknoloji üretmeye karar verdik. Değişik tür atıkları alan, gazlaştıran, elektriğe çeviren, atığını kullanan, enerjinin ısısını da değişik şekillerde değerlendiren bir yatırımı fiilen yapmaktayız şu anda... Bu sistemi yönetecek olan yazılımı dünyada kimse bize veremedi. Dolayısıyla yazılımını ve kontrol sistemlerini de kendimiz geliştiriyoruz. Eğer başarırsak ve iki üç ayrı deneyimini yapar, değişik boyutlarda bunu devreye koyma fırsatı bulabilirsek, o zaman bu teknolojiyi dünyaya yayma imkanımız da olacaktır. Bu aynı zamanda belli bir kırılma noktasını fırsata çevirmenin de güzel de bir örneği olacak...



Etiketler