Siemens Gamesa Renewable Energy Türkiye CEO’su Hakan Yıldırım: “YEKA projesi, Siemens Gamesa ve konsorsiyum ortaklarımızın Türkiye’de yenilenebilir enerji kapasitesini artırmaya olan bağlılığın güçlü bir göstergesi”

25 Eylül 2017 Dergi: Eylül-Ekim 2017

Geçtiğimiz ay ( Ağustos) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından düzenlenen Rüzgar Enerjisi YEKA (Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları) ihalesini kazanan Siemens Gamesa Renewable Energy CEO’su Hakan Yıldırım ile Siemens Gamesa ortaklığını ve YEKA ihalesini kazanmalarına ilişkin başarı kriterlerini konuştuk. Söyleşimizde Türkiye’nin özellikle son 5-6 yıldır gösterdiği performansla rüzgâr enerjisinde dünyadaki en büyük pazarlardan biri haline geldiğini belirten Yıldırım, pazarı canlı tutabilmek için sürekliliğin şart olması gerektiğini ifade etti.

 

Öncelikle Siemens Gamesa birleşimi ile yeni bir şirket olarak rüzgâr sektöründe yolunuza devam ediyorsunuz. Bu birleşimin detaylarından bahsedebilir misiniz?

Siemens, global olarak uzun yıllardır yenilenebilir enerji alanına odaklanmış bir firma. Siemens’in rüzgâra ilk girişi 2004 yılında Bonus adlı dünyanın ilk offshore santralini kuran bir şirketi satın almasıyla başladı. 2017 Nisan ayında ise İspanyol Gamesa firması ile birleşen bölümümüz, Siemens’in ana hissedarı olduğu Siemens Gamesa Renewable Energy adlı ayrı bir şirket olarak hizmetlerini sürdürüyor.

Siemens’in yenilenebilir enerji alanında çalışmaları hep vardı ancak ana gemimiz rüzgârdı ve şimdi bu birleşme ile rüzgâr daha da büyümüş oldu. Şu anda hedefimiz dünyada en büyük rüzgâr tedarikçisi konumuna gelmek. Siemens ve Gamesa’nın birleşmesi ile Güney Amerika, Çin, Hindistan, Kuzey Amerika, Avrupa ve Afrika başta olmak üzere oldukça geniş bir coğrafyaya hakimiz.

 

Bugün yürüttüğünüz yenilenebilir enerji projeleri nelerdir? Yeni projeler var mı gündeminizde?

 

3 Ağustos 2017 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından düzenlenen 1000 MW’lık Rüzgar Enerjisi YEKA (Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları) ihalesini kazandık. Siemens Gamesa Renewable Energy, Türkerler ve Kalyon Enerji ile birlikte oluşturulan konsorsiyum ile ihalede 3,48 dolar cent/kWh’lık en düşük teklifi vererek bu önemli projeyi üstlenmiş olduk.Bu proje, ülkemiz için tarihi bir önem taşıyor. Siemens Gamesa olarak Türk iş ortaklarımızla birlikte böyle önemli bir projeyi hayata geçirecek olmak bize büyük bir gurur veriyor.  Ayrıca Siemens Gamesa Renewebles olarak Sancak Enerji ile imzaladığımız iki projemizin yanısıra YEKA ortaklarımızla imzaladığımız 210 MW’lık iki projemiz daha var.  YEKA  hakkında bilgi verir misiniz? Proje kapsamında neler yapılacak?

 

YEKA projesi ile 5 bölgede 1000 MW’lık rüzgâr santrali kurulması planlanıyor. 1 milyar doların üzerinde yatırımla gerçekleştireceğimiz projede türbinler, yüzde 65 yerlilik oranıyla üretilecek.

Ayrıca proje kapsamında önümüzdeki 21 aylık sürede Türkiye’de bir üretim ve Ar-Ge merkezi kuracağız. Ar-Ge merkezinde 10 yıl süreyle 50 tam zamanlı teknik personel çalışacak. Böylece ülkemizde istihdama katkı sağlarken Ar-Ge yatırımlarını da artıracağız.

 

İhaleyi kazanmanıza ilişkin başarı kriteriniz neydi? Bu projenin ülke ekonomisine katkıları ne olacak?

 

Siemens Gamesa, Türkerler ve Kalyon Enerji konsorsiyumu olarak katıldığımız ihalede çıkan fiyat, global çaptaki benzer projelerle karşılaştırıldığında göreceli olarak daha düşük oluştu. Bunun başlıca sebepleri arasında son derece yüksek kapasite faktörüne sahip sahalarda en verimli teknolojilerin kullanılmış olması, ortaklarımız ile birlikte YEKA’ya çok önemli stratejik bir proje olarak bakmamız ve elbette benzer görüşte olan konsorsiyumlar arasında yaşanan kıyasıya rekabet yer alıyor. YEKA projesi, Siemens Gamesa’nın ve konsorsiyum ortaklarımızın Türkiye’ye olan güveninin, aynı zamanda Türkiye’de yenilenebilir enerji kapasitesini artırmaya olan bağlılığımızın güçlü bir göstergesi oldu.

YEKA, Türkiye’de birçok gelişmenin önünü açıyor. Bu gelişmelerin en önemlilerinden biri de rüzgâr enerjisinde ilk defa tek seferde bu kadar yüksek miktarda kurulu güç için hamle yapılması. Bu denli büyük bir projenin yıllara sari olarak uygulanması, imalatın yerlileşmesini teşvik edecek ve teknoloji transferi sağlayacak. Türbin imalatçılarının tedarik zincirleri zamanla Türkiye’ye gelecek ve sadece ana komponentleri değil tedarik edilebilecek tüm yan sanayi parçaları da Türkiye’den satın alınmaya başlanacak. Bu şekilde nihai hedef, Türkiye’deki imalat merkezlerinin sadece buradaki projeler değil aynı zamanda yurtdışı projeleri için de imalat yapabilen bir ihracat merkezi olabilmesidir. Bu, yenilenebilir enerjiye yönelik pek çok yeni sektörün gelişmesinin de temelini atıyor.

Enerjide dışa bağımlılığın azaltılmasının yanında üretim ve istihdam açısından da ekonomiye nefes aldıracak önemli bir sürecin başlangıcına işaret ediyor. YEKA, hem Türkiye’nin düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecini hızlandırması, hem de cari açığın azaltılması açısından büyük bir önem taşıyor. Tüm bunlarla birlikte YEKA projesini kazanmamızı sağlayan ihale fiyatının, Türkiye’de enerji sektörü maliyetlerinin düşmesine de öncülük ederek elektrik fiyatlarında gerileme sağlayacağını düşünüyoruz.

 

Türkiye’de rüzgâr sektörünün gidişatına ilişkin düşünceleriniz nelerdir?

Dünyanın geneline baktığımız zaman Türkiye rüzgâr sektöründe dünyadaki en önemli pazarlardan bir tanesi ve bu pazarı endüstriye çevirme yolunda da ikinci bir adım atılıyor. Ben Türkiye’deki rüzgâr gelişimini 3 faza ayırıyorum. Birincisi, 1998 yılında ilk rüzgâr türbininin kurulmasından 2005 yılına kadar olan dönem. 2005 yılında yenilenebilir enerji kanununun çıkmasıyla Feed in Tariff verilmeye başlandı ve dolayısıyla rüzgâr enerjisi hobi olmaktan çıkıp iş alanına dönmeye başladı. Artık firmalar proje fizibilitesi yapabilir hale geldi. 30-40 MW’larla başlayan süreçte ciddi artışlar olmaya başladı. O artış sağlanırken ikinci faz olarak değerlendirdiğim 2014-2015 döneminde 5 bin MW’lık kurulu güç sağlandı. O 5 bin MW oldukça önemliydi. Hem yatırımcı, hem tedarikçi, hem danışman, bu işin tüm paydaşları süreci ve rüzgârı öğrendi. Bunlar çok önemli bilgi birikimi oldu. İlk başlarda işin beyin gücünün çok önemli bir kısmı yabancılardan oluşurken, 2005 yılından 2015 yılına kadar geçen süreç içerisinde o beyin gücünün büyük bir kısmını lokal olarak sağlar hale geldik. Bu 3. faz için büyük bir itici güç oldu. 3. fazı da pazarı endüstriye çevirme fazı olarak değerlendirebiliriz. Çünkü her ülkede rüzgâra yatırım yapılıyor ve bu yatırım yapılırkende en büyük katma değer sağlanmaya çalışılıyor. Globalde artık ihale ya da lisanslama gibi büyük pojelere kayma var. Tabii bunun da bir takım sebepleri var ve en önemli sebeplerinden biri de elektrik fiyatlarını düşürmek. Elektriğin kW/saat birim maliyetini düşürüp aynı zamanda da ölçeği büyüterek bu tip YEKA iheleleriyle yatırım sağlayarak sanayiyi buraya çekmek. YEKA ile Türkiye’de anlaştığımız tedarikçiler yalnızca burada ürettiğimiz türbinler için değil, bizim globalde de tedarikçilerimizden biri olacak. Dolayısıyla yan sanayinin gelişmesi anlamında bu çok önemli. 2015’ten sonraki bu fazda yapılan YEKA ihaleleriyle katma değerin giderek arttığı, endüstrinin canlandığı ve mümkünse Türkiye’ye komşu ülkelerde de yapılacak rüzgâr santralleri için bir hub olduğu dönem olmasını ümit ediyoruz. Ancak bunun için süreklilik şart. Yabancı tedarikçilerin ilgisini çekebilmek ve onları canlı tutabilmek  için günlük pazarın da 1000 MW seviyesinde devam etmesi ve bundan aşağıya düşmemesi gerektiğini düşünüyorum. Biz Türkiye’den rüzgâr anlamında oldukça ümitliyiz.

Biraz da teknik detaylara bakmak gerekirse türbinlerinizde son dönemde yaptığınız yenilikler neler?

Endüstri çok hızlı gelişiyor ve neredeyse her 6 ayda bir yeni bir türbin modeli piyasaya çıkıyor.. Rüzgâr milyonlarca yıldır aynı esiyor ama bunun karşısına bir teknoloji koyarak esen rüzgârdan aldığınız enerjiyi her geçen gün maksimize etmeniz gerekiyor. Bunun yolu da teknolojiyi geliştirmekten ve inovasyondan geçiyor. Kanat çapını büyütmeniz gerekiyor. Bundan 7-8 yıl önce sattığımız türbinlerin kanat çapı 101 metre iken şu anda sattıklarımız 142 metre. Onları 80 metre yükseğe koyuyorduk şimdi 160 metre yükseğe koyabiliyoruz ve yeni teknolojilerle kanat çapı daha da artıyor. Dünyanın en iyi türbini diye bir şey yok ancak doğru zamanda doğru türbin ve inovasyonun hep önünde yer almak var. Siemens Gamesa da inovasyona önem veren ve çok ciddi bütçe ayıran bir firma. Şirket olarak gayemiz hep teknolojide bir adım önde olabilmek. Bir teknoloji yaratırken bundan 2 sene sonra hatta ondan da 2 sene sonra üretebileceğiniz teknolojileri de geliştiriyor olmanız lazım.

Biz Siemens ile Gamesa’nın birleşmesinden sonra dünyanın en geniş portföyüne sahip olduk. Bir tarafta Gamesa’nın ciddi anlamda maliyetleri düşürülmüş 2.5 MW’lık, Çin, Hindistan gibi pazarlarda rekabetçi olduğu kanıtlanmış bir teknolojisi var. Diğer tarafta Siemens’in “DirectDrive” dediğimiz dişli kutusu teknolojisi var. Bunun yanı sıra Siemens offshore türbinlerde dünya lideri. Dolayısıyla hem dişli kutusu teknolojisini hem de Gamesa’nın teknolojisini birleştirdiğimiz zaman önümüzdeki dönemlerde bizi rekabetçi kılacak sofistike teknolojiler sunacağız.

“Dijitalizasyon ve enerji dönüşümü” mottosu Siemens Gamesa Renewable Energy için de geçerli olacak mı?

Önümüzdeki 30-40 yıl içinde ciddi bir dönüşüm olacak. Çok fazla veri, data ve enstrüman var. Bunların daha harmonik bir şekilde çalıştığı bir dönem göreceğiz. Rüzgâr santralinde biz bunu belli bir noktaya kadar yapıyoruz. Tüm rüzgâr türbinlerimiz bir merkezden uzaktan izleniyor. 6 ay sonra ne çıkacağını 6 ay önceden görebiliyoruz. Dijitalizasyon aslında bu demek. Sizin yazdığınız yazılımlar aracılığıyla makine konuşuyor ve örneğin şu vibrasyonlardan 6-7 ay sonra şu tip arızalar olabilir diyor. Siz de buna bağlı olarak öncesinden bir bakım programı uygulayarak arıza olmadan kayıptan kurtulabiliyorsunuz. Önümüzdeki dönemlerde bunun çok daha yaygın bir şekilde kullanıldığını ve sistemlerin birbiriyle daha iyi konuşabildiğini göreceğiz. Dijitalizasyon Siemens için 3 ana mottodan bir tanesi idi. Siemens Gamesa için de aynı şekilde devam edecek. Bunun üzerine de ciddi bir yatırım yapılıyor.

Siemens Gamesa olarak önümüzdeki döneme ilişkin hedefleriniz nelerdir?

Türkiye’nin 2023 yılında 20 GW’lık kurulu rüzgâr enerjisi gücüne ulaşması hedefleniyor. Biz bu hedefin gerçekleşmesi için tüm sektörün çok çalışması gerektiğine inanıyoruz. Bunu başarabilmek için YEKA modelinin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. YEKA gibi ihale sisteminin sadece ülkemizde değil, tüm dünyada uygulanmaya başlandığını ve elektrik birim maliyetini ciddi ölçüde düşürdüğünü görüyoruz. YEKA ihalelerinin belirli aralıklarla devam etmesi, burada kurulacak yan sanayinin devamlılığı için çok önemli. YEKA gibi mega proje geliştirmekle birlikte aynı zamanda şimdiye kadar 6 GW’lık rüzgâr kurulu gücüne ulaşılmasını sağlayan YEKDEM mekanizmasına da devam edilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Ayrıca rüzgar projelerinde izin ve imar süreçlerinin hızlandırılması ve kolaylaştırılmasının da bu sektörün büyümesine katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Bunun için yetkili kurumlarla yatırımcıların bir araya gelerek bu süreçlerin nasıl daha hızlandırılabileceği konusunda ortak akıl yürütmelerinin yararlı olacağını öngörüyoruz. Çevreyi de koruyacak şekilde gerekliliklerin yerine getirilmesini sağlayacak ama aynı zamanda yatırımcıyı da destekleyecek şekilde düzenlemeler gerekiyor.

Hedefimiz, bundan sonra çıkacak YEKA’larda da başarılı olmak ve eğer Türkiye’de 1000 MW’lık bir normal pazar olacaksa ondan da yüzde 30-35 civarında pay almak.Siemens 160 yıldır Türkiye’de ve şimdiye kadar hiç ayrılmamış. O nedenle biz 3-5 seneyi düşünmüyoruz, uzun vadeli bakıyoruz çünkü bu bizim genlerimizde var. 1-2 yıllık pazar payı alamamak da çok önemli değil. Siz eğer bulunduğunuz endüstriye güveniyorsanız ve o endüstride uzun vadeli rekabetçi olacağınızı düşünüyorsanız, Türkiye’de de o endüstrinin bir uygulama alanı varsa biz Siemens olarak bir noktada liderliği ele geçireceğimize inanıyoruz.

 

Eklemek istedikleriniz…

 

Türkiye özellikle son 5-6 yıldır gösterdiği performansla rüzgâr enerjisinde dünyadaki en büyük pazarlardan biri haline geldi.  YEKA projesi ile birlikte artık ikinci bir faza girmiş olduk. Türkiye’yi AR-GE’si, türbin imalatı ve yan sanayisi ile rüzgâr endüstrisi geliştiren bir ülke haline dönüştüreceğimiz bu yeni süreçte tüm paydaşlarımızın desteğine ihtiyacımız olacak.