SHURA “2030 Yılına Doğru Türkiye’nin Optimum Elektrik Üretim Kapasitesi” Raporunu Yayımladı

21 Temmuz 2020 Dergi:

Enerji dönüşümü konusunda çalışan Türkiye’nin ilk ve tek düşünce kuruluşu SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi, “2030 Yılına Doğru Türkiye’nin Optimum Elektrik Üretim Kapasitesi” Raporunu yayımladı.

2030 Yılına Doğru Türkiye’nin Optimum Elektrik Üretim Kapasitesi” Raporunda, beş ayrı senaryo altında 2020-2030 arası dönem için optimum kapasite gelişimi modellenerek farklı politika tercihlerinin enerji hedeflerine ulaşmakta nasıl roller oynayabileceği incelendi. Raporun Türkiye’de uzun dönemli bir enerji sistem planlaması yapılabilmesine katkıda bulunması amaçlanıyor.

Farklı senaryolar için analiz edilen parametreler arasında;

  • Sistem maliyetleri, 
  • Elektrik piyasa fiyatları, 
  • Dış ticaret dengesi ve 
  • Karbondioksit salımları 

bulunuyor.

Rapordan çıkartılan temel sonuçlar şöyle sıralanıyor:

  • Enerji hedeflerini tek tek ele alıp hayata geçirmeye çalışmaktansa farklı hedeflerin bir arada değerlendirildiği bütüncül bir yaklaşım izlemenin önemli faydaları olacaktır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının potansiyelinin tamamen değerlendirilmesinin, enerji ithalatının azaltılması, arz güvenliğinin sağlanması, yerel hava kalitesinin artırılması, küresel iklim değişikliğinin önlenmesine katkıda bulunulması ile birlikte ekonomi açısından da önemli faydaları olacaktır.
  • Enerji verimliliğinin artırılması çok yönlü faydalar sağlamak bakımından maliyet etkin bir sonuç sağlayan (2030 yılı baz senaryo 52 ABD dolarıReel 2020/MWh fiyatından 3 ABD doları daha düşük) ve yakın dönemde kullanılması zaruri olan seçeneklerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Enerji verimliliğinde yaşanacak artışlar, toplam elektrik tüketiminin düşürülmesi yoluyla (2030 yılında tüm senaryolara kıyasla %8,7 tasarruf), fosil yakıtların kullanımını azaltarak mutlak karbon salımlarını (2030 yılı için hesaplanan en yüksek karbondioksit salımına kıyasla %9 daha az) ve ithalat miktarını (En yüksek ithalatın olduğu senaryoya kıyasla 20 Milyar ABD dolarıReel 2020 daha az) azaltabilmekte, aynı zamanda enerji güvenliğini ve enerji arzı seçeneklerinde esnekliği artırıcı rol oynayabilmektedirler. Fakat enerji verimliliğini artırmaya yönelik politikaların, yenilenebilir enerjiyi teşvik edici ve çevreyi korumaya yönelik diğer politikalarla desteklenmediği takdirde Türkiye’nin enerji hedeflerine ulaşılmasında tek başına yeterli olmayacağı unutulmamalıdır.
  • Türkiye’de bir karbon maliyetlendirme ve ticaret mekanizmasının kurulması, temel olarak düşük verimli kömür santrallerini arz talep eğrisinin dışında bırakarak (kurulu güç 8 GW’a kadar düşerek), hem daha az emisyonlu bir kaynak olması hem de artan yenilenebilir enerji entegrasyonunda sisteme esneklik sağlaması sebebiyle doğal gaz kullanımını (kurulu güç 33,9 GW’a çıkarak) artırma yoluyla elektrik üretiminden kaynaklı sera gazı salımlarını (ortalama karbon yoğunluğu 115 gram CO2/kWh daha az) önemli ölçüde düşürmektedir. Fakat salımlarda gözlenen bu düşüşler, doğal gaz ithalat maliyetlerinin (toplamda 20 milyar ABD doları daha fazla) ve elektrik fiyatlarının artması (ortalama 20 ABD doları/MWh daha fazla) pahasına olmaktadır. Olası bir karbon maliyetlendirme mekanizmasının, yenilenebilir enerji kaynaklarını destekleyen diğer politika araçlarıyla birlikte kullanımı ise dengeli bir yaklaşımı ifade etmektedir. Böylesi bir yaklaşım uygulanması durumunda, elektrik üretimi kaynaklı sera gazı emisyonları düşer ve yerel hava kalitesi artarken ithal kaynaklara olan bağımlılık da azaltılabilmektedir.
  • Rüzgâr ve güneş enerjisi kurulumları, tüm senaryolar için en az maliyetli seçenekler olarak öne çıkmaktadır (örneğin İzmir ili için hesaplanan şebeke ölçeği güneş santrali seviyelendirilmiş elektrik maliyeti 63 ABD doları/MWh iken, kömür teknolojilerinden yaklaşık %6, doğal gaz teknolojilerinden yaklaşık %10 daha azdır) ve enerji üretimi içindeki paylarının önemli ölçüde artacağı görülmektedir. Hedefe yönelik piyasa odaklı düzenleyici politikalar yoluyla bu kaynaklara verilen desteklerin sürdürülmesi, bu kaynakların gelişimini hızlandıracaktır. Piyasada maliyetlerin fiyatlara yansıtılması ve rekabetçiliğin artırılmasını sağlayacak bir piyasa tasarımına gidilmesi de kesintili yenilenebilir enerji kurulumlarının sisteme entegre edilmesinde kritik bir rol oynayacaktır. Halihazırda mevcut olan doğal gaz ve barajlı hidroelektrik santralleri, şebeke ölçeğinde esnekliğin sağlanmasında etkili olacaktır. Senaryo sonuçları, şu an için piyasada rekabetçi olamayan bazı doğal gaz santrallerinin yenilenerek tekrar değerlendirilmesinin, sistemde esnekliği artırmak için uygun maliyetli bir seçenek sunduğunu göstermektedir. Fakat bu durum, ithalata bağımlılığı artırmasının yanında, daha uzun vadede toplam CO2 emisyon azaltımı olanaklarını kısıtlayacaktır. Bu sebeple sisteme esneklik sağlayan enerji depolama teknolojileri gibi seçeneklerden faydalanılması, esnekliğin önemini kavrayan ve bunu destekleyen piyasa mekanizmalarının etkin hale getirilmesi yoluyla gerçekleştirilebilir.
  • Büyük oranda küçük çaplı ve çatı üstü güneş enerjisi uygulamalarından oluşan dağıtık yenilenebilir enerji tesislerinin 15 GW civarında bir ek potansiyelle, en yüksek gelişim potansiyeline sahip enerji kaynakları arasında yer aldığı görülmektedir (SHURA, 2020b). Bu tarz kurulumları destekleyecek finansman ve iş modellerinin geliştirilmesi, genel olarak yenilenebilir enerji yatırımlarına sağlanacak piyasa odaklı destekleri tamamlayıcı nitelikte olacaktır.
  • Nükleer enerji, karbon salımına yol açmaması, güvenilir ve istikrarlı üretim yapabilmesi ve düşük yakıt maliyetleri nedeniyle, artan talebi karşılamakta kullanılabilecek çekici bir seçenek olarak gözükmektedir. Buna karşın, bu enerji türünün kurulum maliyetleri yüksek oranda karbon maliyetlendirmesinin uygulandığı senaryolarda bile kısıtlayıcı biçimde yüksek kalmaktadır. Nükleer enerji, özellikle baz yük olarak çalışabilme ve karbon nötr bir kaynak olma özelliklerinden dolayı, Türkiye’de stratejik bir yatırım olarak değerlendirilmektedir. Bu kapsamda nükleer enerji yatırım kararları, tüm uzun dönemli avantajları ve olası etkileri göz önünde bulundurularak verilmelidir.

Rapora göre; Türkiye’nin önümüzdeki on yıl boyunca geçireceği enerji dönüşümü süreci, bugün verilecek politika kararları çevresinde şekillenecek. Günümüzde yaşanan elektrik arz fazlası durumu ve COVID-19 salgınına bağlı olarak ortaya çıkan kısa vadeli iktisadi durgunluğa rağmen orta vadede ekonominin artış trendini devam ettirmesi ile birlikte elektrik talebinin hızlı bir şekilde yükselmesinin, elektrik sisteminde yeni yatırımları gerekli kılacağı bekleniyor. En verimli sonuçlara ulaşmak için bu yatırımların, hangi alanlara yönlendirileceği ve bunun yapılmasında hangi politika araçlarının kullanılması gerektiği, cevaba muhtaç bir soru. Bu kapsamda bugün alınacak olan politika kararlarının, enerji sistemi üzerinde on yıllar boyunca sürecek geri dönülmez etkilerinin olacağı unutulmamalı. Modelleme çalışmaları, bu bağlamda farklı tercihlerin etkileri üzerine kritik sorulara cevap vermeye çalışarak karar vericilerin farklı politika seçeneklerinin sonuçlarını karşılaştırmasına olanak sağlıyor.

Modelin çıktıları arasında, 

  • Kaynak bazlı kurulu güç gelişimi, 
  • Kaynak bazlı üretim gelişimi, 
  • Piyasa takas fiyatları, 
  • Elektrik üretiminde karbon salım yoğunluğu, 
  • İthal yakıt maliyetleri ve toplam yatırım ihtiyacı 

gibi temel göstergeler yer alıyor. 

Model kapsamında oluşturulmuş olan senaryolar bu parametrelerin her biri için fayda ve maliyetler göz önünde bulundurularak karşılaştırılıyor. Modelde simüle edilen her yılın başında yeni kapasite devreye girişi kararları, dinamik devreye alma algoritması tarafından verildi. Dinamik devreye alma algoritması, her kaynak türü için ve veri tabanı altında tanımlanmış olan bazı spesifik projeler için il bazlı bir LCOE hesabı yaptı. Devreye giriş kararları, her kaynak türü için yıllık olarak bu LCOE değerlerine ve modelde hesaplanan ortalama piyasa takas fiyatı değerlerine göre yapıldı. LCOE hesaplamasının yanında, il bazlı olarak sisteme bağlantı ve iletim bedelleri gibi ek maliyetler de maliyet hesabına dahil edildi. Böylelikle farklı senaryolar için devreye girişler sistem üzerinde en az maliyeti yaratacak şekilde yürütüldü.

Oluşturulan optimum kapasite senaryoları tanımları

  • Tam Piyasa Odaklı Senaryo: Baz senaryo olarak kabul edilebilecek bu senaryoda, 2030 yılına kadar mevcut politikaların devam edeceği ve yeni devreye girişlerin piyasa kurallarına uygun olarak yapılacağı varsayılmıştır.
  • Düşük Talep Senaryosu: Bu senaryo ile Tam Piyasa Odaklı Senaryo arasındaki tek fark, düşük talep varsayımıdır. Bu senaryo altında, elektrik talebinin enerji sistemi genelinde uygulanacak başarılı enerji verimliliği önlemleriyle birlikte önemli ölçüde düşeceği varsayılmıştır. Toplam elektrik talebi, kamu baz varsayımlarına kıyasla, yılda yaklaşık yüzde bir puan düşük olarak alınmıştır.
  • Yerli Kaynak Senaryosu: Bu senaryo kapsamında, Türkiye enerji sektöründe yerli kaynak kullanımına teşvik sağlayacak çeşitli ilave politikalar uygulanmıştır. Bu kapsamda çeşitli yenilenebilir enerji kaynakları için alım garantileri ve yerli kömür kaynakları için piyasa fiyatı üzerine bir teşvik mekanizması oluşturulmuştur.
  • Karbon Maliyeti Senaryosu: Bu senaryoda, bir karbon salımı maliyetlendirme uygulamasının olası etkileri incelenmektedir. Karbon maliyeti, 2021 yılında 7 ABD 13 2030 yılına doğru Türkiye’nin optimum elektrik üretim kapasitesi doları/ton CO2 eşdeğeri civarı olarak başlatılıp 2030 yılında 40 ABD doları/ton CO2 eşdeğeri seviyesine gelmektedir.
  • Dengeli Politikalar Senaryosu: Bu senaryo, farklı politika seçeneklerinin birlikte kullanılmasının olası etkilerini ölçme amacıyla oluşturulmuştur. Bu kapsamda, Karbon Maliyeti Senaryosu’na kıyasla daha düşük bir karbon maliyeti uygulanmış ve bu maliyet, yenilenebilir enerji kaynaklarına uygulanacak alım garantisi politikalarıyla desteklenmiştir. Bu senaryodaki temel amaç, karbon salımı azaltımı, yerli kaynak kullanımı ve ucuz elektrik gibi farklı politika hedeflerinin dengeli bir şekilde hayata geçirilmesidir. Senaryo kapsamında bir önceki karbon senaryosuna kıyasla karbon fiyatı 2030 yılında 25 ABD doları/ton CO2 eşdeğeri seviyesine ulaşmaktadır.

Raporu incelemek için tıklayın