"Paris İklim Zirvesi Ardından Dünya Enerji ve İklim Görünümü" toplantısı yoğun bir katılımla gerçekleşti

09 Şubat 2016 Dergi: Ocak-Şubat 2016

World Energy Outlook  2015 raporunun sunumu yapıldı

TÜSİAD ve Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) işbirliğiyle düzenlenen "Paris İklim Zirvesi Ardından Dünya Enerji ve İklim Görünümü" toplantısı; kamu, iş dünyası, sivil toplum örgütleri, akademisyenler ve öğrencilerin katılımıyla gerçekleşti. Etkinliğin en önemli bölümü, Uluslararası Enerji Ajansı İcra Direktörü Dr. Fatih Birol’un sunduğu World Energy Outlook 2015 raporuydu.

TÜSİAD ve Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) işbirliğiyle 11 Ocak Salı günü Sabancı Center’da düzenlenen "Paris İklim Zirvesi Ardından Dünya Enerji ve İklim Görünümü" toplantısı, 30 Kasım-12 Aralık 2015 tarihleri arasında yapılan Paris İklim Zirvesi’nin hem kamu hem de özel sektör nezdinde yansımalarının aktarıldığı bir toplantı oldu. Yoğun bir katılımın olduğu toplantının uzun bir bölümü Uluslar arası Enerji Ajansı İcra Direktörü Dr. Fatih Birol’un sunduğu  World Energy Outlook 2015 raporuna ayrıldı. Fatih Birol’dan önce söz alan isimler ise sırasıyla TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran-Symes,  Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı ve Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Fatih Dönmez oldu.

“2023’e kadar sektöre 40 milyar dolar daha finansman sağlanacağını öngörüyoruz”

Etkinlikte ilk olarak sahneye çıkan isim TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran-Symes idi. “İş dünyası olarak Türk enerji sektörü hakkında bazı değerlendirme ve beklentilerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum” diyerek sözlerine başlayan Başaran-Symes, “değerlendirme” kısmında şu bilgileri verdi: “Türkiye’de elektrik piyasasının pazar büyüklüğü 50-55 milyar TL, doğal gaz piyasası ise 38-40 milyar TL civarında. Bu, Türkiye GSYH’sinin yaklaşık % 5’ine tekabül etmekte. Bugüne kadar gerçekleştirilen reformlar ve piyasanın serbestleşmesine yönelik beklentiler sayesinde özel sektörün enerji sektörüne toplam kurulu gücün % 60’ını oluşturacak seviyede son derece önemli yatırım yaptığını görüyoruz. Sadece elektrik sektörüne 2000’li yılların başından beri yaklaşık toplam 75 milyar dolarlık yatırım yapıldı. Bunların 52 milyar doları tümüyle yeni yatırımdır. Proje finansmanı amacıyla kullandırılmış olan kredilerin yaklaşık % 53’ü enerji sektörüne ait.Bu yatırımların finansmanı için toplam 60 milyar dolar banka kredisi kullanıldı.  Bunun 52 milyar dolarını Türk bankaları, kalan 8 milyar doları ise yabancı bankalar sağladı.
2023 yılına kadar sektöre 40 milyar dolar daha finansman sağlanacağını öngörüyoruz. Bugüne kadar sağlanmış olan finansmanın yaklaşık % 95’inin ise döviz cinsinden karşılandığını tahmin ediyoruz”.

Cansen Başaran-Symes’in “beklentiler” kısmında söyledikleri ise kayıtlara şöyle geçti: “Bugüne kadar enerji piyasalarında serbestleşmeye yönelik çok önemli adımlar atıldı. Bu toplantı vesileyle piyasanın serbestleşmesini ileriye taşımak için atılması gereken bazı öncelikli adımları dile getirmek isterim: Öncelikle,  maliyetlerin altında enerji fiyatları enerji verimliliğini özendirmeyerek, bu alanda ülkemizin çok önemli potansiyelinin ekonomiye kazandırılmasında engel oluşturmaktadır. Enerji piyasalarının bütününde enerji fiyatlarının arz-talep dengesinde oluşması, enerjinin verimli kullanımını sağlayacak; bunun yanı sıra, sektörde öngörülebilirlik ve kamu maliyesinde de sürdürülebilirliğe katkıda bulunacaktır. 
Kamu kontrolünde bulunan üretim birimlerinin piyasa şartlarına uygun çalıştırılması, EÜAŞ ve TETAŞ enerjisinin ikili anlaşma ihaleleri yolu ile piyasa katılımcılarına sunulması, serbest tüketici limitinin daha fazla zaman kaybetmeden sıfırlanması ve perakende tarifelerinin kaldırılması; daha verimli ve rekabetçi bir elektrik sektörüne ulaşabilmemiz için son derece önemli gördüğümüz ve hemen atılması gereken adımlardır.
Öte yandan, 2013 yılından beri üzerinde çalışılan Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nun revizyonunun da sonuçlandırılmasını bekliyoruz. Zira elektrik piyasasında arzu edilen serbestleşme, doğal gaz piyasası serbestleşmeden sağlanamayacaktır. Bu Kanunun serbest, şeffaf ve likit bir doğal gaz piyasası oluşturacak şekilde ivedilikle değiştirilmesi fevkalade önem taşımaktadır. Bu noktada bir diğer önemli husus BOTAŞ’ın piyasadaki payıdır. BOTAŞ’ın ithalattaki payının düşürülerek diğer piyasa oyuncuları gibi hareket etmesinin sağlandığı bir piyasa yapısının oluşturulması ve doğal gazın ithalat ve ihracatının serbest bırakılması beklentimizi de ayrıca önemle ifade etmek isterim”.

“Çözümün ana bileşenlerinin başında enerji verimliliği geliyor”

Paris İklim Zirvesi’nde uzlaşılan anlaşma metninin dünyanın geleceği için atılmış çok önemli bir adım olarak tarihe geçtiğini söyleyerek sözlerine başlayan Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, iklim değişikliğinin önünü kesecek sektörlerin başında enerji sektörünün geldiğinin altını çizdi. Bu anlamda “enerji verimliliği” kavramının çok değerli olduğunu vurgulayan Sabancı, “Çözümün ana bileşenlerinin başında enerji verimliliği geliyor. Enerji verimliliği potansiyelimiz var. Enerji sektörü, iklim değişikliğinin nedeni değil çözümü olmalı. Tüm dünya ülkeleri birlikte hareket ederek enerji sektöründe sürdürülebilirliği sağlayacak dönüşümün üzerinde çalışmalı. Paris Anlaşması ile çizilen yolun, enerji sektörünün sürdürülebilir bir niteliğe ulaşabilmesinde rolü büyük olacak gibi görünüyor. Tam da burada teknoloji üretenlerin, enerji sektörünün, üniversitelerin ve kamunun daha da yakın çalışması gerektiği ortaya çıkıyor” dedi.

Konuşmasında Türkiye enerji sektörüne ayrı bir paragraf ayıran Güler Sabancı, “liberalleşme” ve “serbest piyasa” kavramlarının artık vazgeçilmez birer unsur olduklarını vurguladı. Sabancı: “Türkiye, elektrik ve doğalgaz sektörlerinin toplamda 100 milyar TL’ye ulaştığı bir ülke konumunda. Son 10 yılda önemli yatırımlarla ciddi bir pazar büyüklüğü yakaladı. Geçtiğimiz 10 yılda kurulu gücümüz 2 kat arttı. 2000 yılından bu yana yapılan yatırımların rakamsal karşılığı 75 milyar dolar. Bunun 52 milyar doları yeni yatırım. Bu süreçte Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) liderliğinde elektrik piyasasının serbestleşmesinde çok önemli adımlar atıldı. Dağıtım özelleştirmeleri tamamlandı Yine dağıtımda 2016-2020 yıllarının kapsayan yeni tarife döneminin esasları belli oldu. Perakende liberalleşmesinde -arzu edilen seviyede olmamakla birlikte- bazı gelişmeler kaydedildi. Şu bir gerçek ki liberalleşme ve serbest piyasadan vazgeçemeyiz. Liberalleşme adımlarının hızlandırmalıyız. Tüketici lehine olan bir piyasaya daha fazla işlerlik kazandırmalıyız. Bunu sağlamak üzere enerji piyasamızda düzenleyici çerçeveyi, piyasanın rekabetçiliğini, şeffaflığını ve öngörülebilirliğini artıracak şekilde güçlendirmeliyiz” diye konuştu.

“Enerji sektöründe öngörülebilirlik daha önce hiç bu kadar düşük olmamıştı”

Toplantının merakla beklenen bölümü ise, World Energy Outlook 2015’nin sunumu şeklindeki Uluslararası Enerji Ajansı İcra Direktörü Dr. Fatih Birol’un konuşmasıydı. Enerji sektörünün yapısı itibarıyla riski bir sektör olduğunu söyleyerek sözlerine başlayan Dr. Fatih Birol, sektörde öngörülebilirliğin daha önce hiç bu kadar düşük olmadığının altını çizdi. Bunun nedeninin 4 ana başlıkta toplanabileceğini belirten Birol, bu düşüncesini şöyle detaylandırdı: “Bu 4 önemli nedenin birincisi jeopolitik durum. Dünyanın en önemli petrol üreticilerinin olduğu Ortadoğu bölgesinin hali ortada. Ciddi sorunlar var ve bu sorunların kısa vadede çözülebileceğine ilişkin bir umut da maalesef yok. Ayrıca Rusya gibi diğer üretici ülkelerde de ciddi jeopolitik sorunların olduğunu görüyoruz. 4 ana nedeninin ikincisi ekonomik büyüme. Yıllardır dünya ekonomisinin büyümesini sağlayan BRICS ülkelerinin ekonomik durumları pek de parlak değil. Üçüncü neden Paris Anlaşması. Bu anlaşma ile dünya ülkeleri belirli bir metin üzerinde mutabık kaldı ama gerçekten de herkes verdiği sözü tutacak mı? Paris Anlaşması’nı teoride gördük, peki pratikte gerçekten de bir değişiklik yaratacak mı? Bunlar belirsiz. Son neden ise, düşük enerji fiyatlarının önümüzdeki süreçte nasıl bir yol izleyeceği konusundaki belirsizlik. İşte bu 4 ana başlık öngörülebilirliği düşüren etkenler”.

“Enerji fiyatlarındaki belirsizlik büyük bir soru işareti” diyerek sözlerine devam eden Birol, “2014 ve 2015 yıllarında enerji fiyatlarında düşüş oldu ve bu durum devam edecek. 2016 yılında İran’a olan yaptırım kalkarsa düşüş devam eder Bu durum Türkiye gibi enerjisi ağırlıklı olarak ithalata bağlı ülkeler için iyi bir haber. Ama tabi rehavete kapılmak da yanlış olur. Petrol piyasasında iki farklı görüş var. Bunlarda bir tanesi 30-40 dolar seviyelerinin normal olduğu düşüncesi. Diğeri ise petrol fiyatlarının tekrardan yükseleceği ve pazarda yeniden denge sağlanacağı düşüncesi. Açıkçası ben şu anki 30-40 dolar veya bunun daha aşağısındaki seviyelerin kalıcı olmadığı kanaatindeyim” dedi.

“Enerji talebinde Hindistan Çin’i geçecek”

Enerji talebi konusuna ayrı bir paragraf açan Dr. Fatih Birol, bu konuda yakın bir zamanda dengelerin değişeceğini söyledi. Çin’in ekonomisiyle enerji talebinin paralel seyrettiğini söyleyen Birol, Çin’de enerji talebinde bir yavaşlama olduğunu ve dolayısıyla Hindistan’ın yakın zamanda Çin’i geride bırakacağını belirtti. Çin’in enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji uygulamalarına ağırlık verdiğini söyleyen Birol, “Çin’de enerji verimliliği için çok ciddi çalışmalar yürütüyorlar. Yenilenebilir enerjide yapılan yatırımlar ise tüm dünyada yapılana eşit bir büyüklükte. Tabi Çin’in bunu yapmasındaki esas itici güç iklim değişikliği ve şehirlerdeki hava kirliliği” dedi.

Hali hazırda 240 milyon insanının elektrik erişimin olmadığı Hindistan’da ise ekonomi ve enerjide çok ciddi adımlar atılmaya başlandığının altını çizen Birol, “Hindistanîn nüfusu 10 yılda Çin’i geçecek. Kömür ve petrol talebinde en büyük pay Hindistan’ın. Güneş enerjisinde büyük bir atılımları söz konusu. Çin’deki kömür talebi en yüksek noktasında. ABD ve AB’de de talep düşüyor. Hindistan ve Doğu Asya’da ise talep gitgide daha da yükseliyor. Kısacası, Çin için çok önemli bir enerji hikayesinin sonuna geldik” dedi. 

“Elektrik sektörü yatırımlarında her 10 doların 6,5 doları yenilenebilir enerjiye gidecek”

Paris İklim Konferansı’nın son derece önemli bir adım olduğunu ve enerji sektörüne önemli sinyaller verdiğini vurgulayan Dr. Fatih Birol, konferansın inovasyona yapılan yatırımları artıracağını savundu. Paris’te 20 ülkenin enerji ile ilgili Ar-Ge yatırımlarının 5 yılda 2’ye katlama sözü verdiğini dile getiren Birol, bu yatırımların temiz enerji teknolojilerine doğrudan etki edeceğini ve bu teknolojilerin maliyetinin düşmesini sağlayacağını söyledi. Maliyetler düştükçe yenilenebilir enerji yatırımlarının artacağına dikkat çeken Birol, “Gelecek 5 yılda dünya elektrik sektörü yatırımlarında her 10 doların 6,5 doları yenilenebilir enerjiye gidecek. Dünyada geçen yıl devreye giren santrallerin yüzde 50’si yenilenebilirdi. Diğer yüzde 50’lik kısım ise kömür, doğalgaz, nükleer ve petrol santrallerdi. Bu, yenilenebilirin romantik bir hikaye değil gerçek bir iş sektörü olduğunun rakamlarla ispatıdır. Geçmişte yenilebilir enerji yatırımları ağırlıklı olarak hidroelektrik santralleriydi. Ama şimdilerde rüzgar ve güneş yatırımları ağırlık kazanmış durumda. Önümüzdeki 5 yıl için yenilenebilire yapılacak yatırımların 1/3’ü OECD ülkelerine, 2/3’ü ise gelişmekte olan ülkelere ait. Yani artık yenilenebilir enerji bir Batı hikayesi değil” dedi.