‘Yenilenebilir Enerji Yatırımlarında Küresel Trendler-2012’ Raporu… “RES’lerin doğal gaz santralleriyle rekabet eder noktaya geleceği günler yakın!”

08 Ekim 2012 Dergi: Eylül-Ekim 2012

Yenilenebilir enerji teknoloji maliyetlerinde küresel ölçekte yaşanan düşüş, özellikle rüzgâr ve güneş enerjisine dayalı elektrik üretimini, doğalgaz ve kömüre dayalı alternatifleriyle rekabet edebilir noktaya doğru taşıyor... 2011 yılında fotovoltaik (PV) modül fiyatları % 50’ye yakın, karasal (onshore) rüzgâr türbini fiyatları ise % 5 - % 10 arası düşüş gösterdi. Bloomberg Yeni Enerji Finans Şirketi de Yenilenebilir Enerji Yatırımlarında Küresel Trendler-2012” raporunda, teknolojideki bu “ucuzlamayı”, geride kalan yılın çarpıcı gelişmeleri arasında özellikle öne çıkarıyor.
Bloomberg Yeni Enerji Finansman Şirketi’nin, Frankfurt Finans Okulu ve BM Çevre Programı (UNEP) işbirliğiyle hazırlayıp yayımladığı rapor, yenilenebilir cephede dünya çapında yaşanan gelişmelerin derli toplu bir özeti… 2011 yılında güneş ve onshore (karasal) rüzgâr ekipman fiyatlarında yaşanan hızlı düşüşle birlikte bu teknolojilerin, herhangi bir desteğe gereksinim duymayacakları “vaad edilmiş topraklar”a doğru hızla ilerlemekte olduğuna vurgu yapan raporda, “Çatı tipi solar sistemler zaten birçok yerde perakende elektrik ile rekabet edebilir durumda. Ortalama bir rüzgâr projesinin ise 2016’ya doğru doğal gaza dayalı elektrik üretimiyle rekabet edebilir noktaya geleceğini tahmin ediyoruz” görüşüne yer verildi… İşte Bloomberg raporundan özet paragraflar halinde, “yenilenebilir dünyada” geçen yıl olup bitenlerin kuş bakışı görünümü:

Yenilenebilirlerin Yeni Rekoru

Yenilenebilir güç ve yakıtlara küresel ölçekte yapılan yatırım, 2011 yılında % 17’lik bir artışla 257 milyar Dolar’a çıktı ve yeni bir rekora imza attı. Bu tutar dünya finansal krizinin akut evresinden önceki son yıl olan 2007’nin yatırımlar toplamından % 94 daha fazla... Toplam yatırımın % 35’ini gelişmekte olan ekonomiler, % 65’ini ise gelişmiş ekonomiler gerçekleştirdi.

Yenilenebilir elektrik enerjisi üretim tesisleri (büyük hidroelektrik santraller hariç), 2011 yılında dünya üzerinde devreye alınan yeni üretim kapasitesinin % 44’üne denk düştü.

Büyük hidroelektrik santraller hariç yenilenebilir santraller tarafından üretilen elektriğin oranı 2011 yılında % 6’ya yükseldi. 2010 yılında bu oran % 5.1 idi. Bu hayli düşük görünen oran, aynı zamanda halen dünya üzerinde var olan yenilenebilir harici üretim kapasitesinin büyüklüğünü de yansıtıyor.

2011 yılında fosil yakıtlara dayalı elektrik üretim kapasitesine yapılan brüt yatırım miktarı 302 milyar Dolar oldu. Büyük hidroelektrik santraller hariç yenilenebilir santral yatırımlarına yapılan brüt yatırım ise 237 milyar Dolar olarak gerçekleşti. Ancak, santral yenileme harcamaları dışta tutulur ve büyük hidroelektrik santral yatırımları da hesaba katılırsa, yenilenebilir enerji üretim kapasitesine yapılan yeni yatırım miktarı 262.5 milyar Dolar’ı buluyor. Fosil yakıtlara dayalı elektrik üretim kapasitesine yapılan yatırım ise (aynı ölçülerle hesaplandığında) yenilenebilir yatırımların 40 milyar Dolar gerisinde kalıyor.

Yenilenebilir elektrik üretiminin rekabet edebilirliği hızla artıyor. Fotovoltaik modüllerle elektrik üretiminin seviyelendirilmiş maliyeti, 2012’nin ilk çeyreğini de kapsayan 12 aylık süreçte % 31-35 düştü. Aynı dönemde onshore (karasal) rüzgâr enerjisindeki maliyet düşüşü ise % 9 olarak gerçekleşti. 2011 yılında yalnızca off-shore rüzgâr teknolojisi maliyetinde artış yaşandı.


Yeşil Ekonomiye Geçiş Umudu

Yenilenebilir enerji yatırımlarındaki tırmanış, küresel emisyonların gerçekten de sürdürülebilir bir yörüngeye getirilebilmesi konusunda ümit veriyor ve belli bir güven sağlıyor. Yenilenebilir yatırımlardaki yükselme eğiliminin şu ana kadarki en belirgin etkisi yeşil ekonomiye geçiş umudu olsa gerek… Yenilenebilir yatırımların 2008 finansal krizinden bu yana küresel ekonomide gözlenen iyileşmeye küçük bir katkısı da oldu. Yenilenebilir içerisindeki iki büyük sektörün (rüzgâr ve güneş enerjisi sektörlerinin) 2011 yılına kadar dünya genelinde tahminen 1.2 milyon ‘tam zamanlı’ iş imkânı yarattığı hesaplanıyor.

Akıllı şebeke, enerji verimliliği, enerji depolama ve modern ulaşım gibi enerji tasarrufuna yönelik teknolojilere yapılan yatırımlar (ar-ge, risk sermayesi, özel sektör yatırımları), 2011 yılında bir önceki yıla göre %18 azalarak 18.9 milyar Dolar olarak gerçekleşti.

Amerika Birleşik Devletleri, 2011 yılında yenilenebilir enerji yatırımları için yaptığı harcamalarda % 57’lik bir sıçramayla 51 milyar dolar düzeyine yükselerek, bu alanın lideri olma yarışında Çin’i geride bıraktı. Buna rağmen 2011 yılında yenilenebilir yatırımda en hızlı büyümeyi % 62’lik bir oranla Hindistan gerçekleştirdi. Hindistan’ın yenilenebilir enerjiye yaptığı yatırım, 2011 yılı sonunda 12 milyar Dolar’a ulaşmış oldu.

 

ABD’nin Yenilenebilir Yatırımlarında % 57 Artış…

2011 yılında gelişmiş ekonomiler, yenilenebilir enerji ve yakıtlardaki yatırım paylarını daha da artırdılar. Gelişmekte olan ülkeler de yenilenebilir yatırımlarda 2009’dan bu yana kaydettikleri en yüksek pay oranına eriştiler… Bununla birlikte, biraz daha ayrıntılı analizde görülüyor ki, gelişmiş ekonomilerin gösterdiği yüksek performansta asıl etkili olan unsur, büyük ölçüde ABD’deki varlık finansmanı ve Almanya ile İtalya’daki küçük ölçekli fotovoltaik kurulumlarda yaşanan patlama oldu. Bu iki gelişme, sona doğru yaklaşan destek programları öncesinde adı geçen sektörleri adeta kamçıladı. ABD’de yenilenebilir enerjiye toplam yatırım 2011 yılında % 57 ileri gitti. İtalya’da ar-ge yatırımları hariç % 43 ‘lük bir artış yaşandı. Ve Almanya, bu alanda yaşadığı % 12’lik düşüşe rağmen yine de yenilenebilir enerji yatırımlarında dünya çapında en büyük üçüncü pazar olmayı sürdürdü.

Gelişmekte olan ekonomiler arasında yer alan Çin’in yenilenebilir enerji yatırımlarının artış hızı 2011 yılında birdenbire yavaşladı. Onun yerine Hindistan, yenilenebilir yatırımlarda % 62’lik büyüme oranıyla dünya çapında en hızlı ilerleyen ülke konumuna geldi. Ortadoğu ve Afrika bölgesi, bu alana yaptığı toplam yatırımda yatırımlarda - 2011 başlarındaki hızlı girişine rağmen, adeta onu boşa çıkarırcasına - % 18’lik düşüş gösterdi. Arap Baharı’nın yol açtığı politik belirsizlik bazı projelerin ertelenmesine yol açtı, ama bölgeye yönelik bazı önemli girişimler halen gelişimini sürdürüyor.

Dünya ölçeğinde yenilenebilir enerji ve yakıtlara yapılan yatırımlardaki artış oranı (2010’dan 2011’e geçilirken yapılan hesaplamada) 2009-2010 arasında kaydedilen % 37’lik artıştan daha küçük oldu. Ancak 2010-2011 arası, yenilenebilir enerji ekipman maliyetlerinin (solar PV modül ve karasal rüzgâr türbini fiyatlarının) hızla düştüğü bir dönem oldu. Maliyetlerde bu düşüş yaşanmamış olsa, dolar cinsinden yatırımlardaki artış oranı 2011 yılında önemli ölçüde büyük çıkacaktı.

 

2011’in Tartışmasız Hakimi: Güneş…

2011, güneş enerjisinin baştan sona hakim olduğu, rüzgârın dolar cinsinden yatırımlar açısından geride kaldığı bir yıl oldu. Yıl boyunca güneş santrallerine yapılan toplam yatırım, rüzgâr santrali yatırımlarını neredeyse ikiye katladı. Güneş enerjisine dayalı elektrik üretimine yapılan toplam yatırım % 52’lik sıçramayla 147 milyar dolara ulaşırken, rüzgâr gücüne yapılan yatırımların toplamı %12 gerilemeyle 84 milyar Dolar düzeyine indi. Güneş, girişim sermayesi ve özel sermaye yatırımları bakımından da (2.4 milyar Dolar ile) yenilenebilir enerjinin önde gelen sektörü oldu. Görece daha gelişkin bir teknoloji olarak rüzgâr, burada da geride (2010 yılına göre % 66 azalarak 520 milyon Dolar’a inen taahhüt toplamıyla dördüncü sırada) kaldı. Onun önünde toplam (1 milyar Dolar’lık girişim sermayesi ve özel sermaye yatırımıyla) biyokütle ve atıktan elektrik üretimi yer aldı. Biyoyakıt projeleri ise 2011 yılında bir önceki yıla göre % 9’luk artışla 804 milyon Dolar seviyesine geldi.

Toplam yatırım hacmi tablosuna baktığımızda da güneş enerjisi kurulumlarının 2011 yılında (önceki yıla göre % 61 artış göstererek) ulaştığı 137.8 milyar Dolar’lık yatırım düzeyiyle başı çektiğini görüyoruz. Rüzgâr 82.4 milyar Dolar’lık büyüklükle ikinci en büyük sektör oldu. Biyokütle ve atıktan elektrik üretimi (%16’lık düşüşe rağmen) 8.8 milyar Dolar’lık yatırımla üçüncü, küçük Hidro’lar bir önceki yıla göre % 96’lık artış ve 5.4 milyarlık yatırım toplamıyla dördüncü, biyoyakıtlar da (% 36’lık düşüşe rağmen) 3.5 milyar Dolar’lık yatırımla beşinci oldu.

Biyokütle ve atıktan elektrik üretimi yatırımları, 2011’de bir önceki yıla göre %12’lik gerilemeyle 10.6 milyar Dolar’a inmesine rağmen, toplam yenilenebilir enerji yatırımları içinde üçüncü sırada yer aldı. Beş yıl önce (2006’da) yenilenebilir yatırımlar arasında rüzgârdan sonra en büyük ikinci sektör olan biyoyakıtlar, 2011’de 6.8 milyar Dolar’lık toplam yatırımla dördüncü sırada yer aldı.

2011’de biyoyakıtlara yapılan toplam yatırım 2010 yılının % 20 aşağısında kaldı. 2011 yılında hayata geçirilen küçük hidroelektrik projeleri 50 MW’den daha az olsa da, bunlara yapılan yatırım bir önceki yıla göre % 59 artarak 5.8 milyar Dolar düzeyine geldi. Jeotermal yatırımlar ise % 5 azalarak 2.9 milyar Dolar’a indi. Dalga ve gel-git enerjisi yatırımları da % 5 azalmayla yalnızca 246 milyon Dolar seviyesinde kaldı. Güney Kore’de 254 MW kapasiteli büyük bir gel-git barajı projesi 2011 yılında işletmeye alındı. Ancak bunun finansmanı birkaç yıl önce yapılmıştı.

2011 yılına daha ayrıntılı bakıldığında, önde gelen yenilenebilir güç kaynaklarının bazı ilginç teknolojik yönelimler gösterdiği de görüldü. Rüzgâr yatırımları içinde on-shore (karasal) rüzgâr yatırımları, güneş enerjisinde ise PV (fotovoltaik) geçmişten beri başı çeker konumda olmuşken, geçen yıl açık deniz (offshore) rüzgâr yatırımlarının büyüyerek rüzgâr varlıkları toplam finansmanında 12.5 milyar Dolar’lık bir pay elde ettiği görüldü. Solar termal ise toplam güneş rakamı içinde ulaştığı 20 milyar Dolar’lık payla dikkat çekti. Her ikisi de kayıtlardaki en yüksek rakamlar olarak öne çıktı.

‘Yenilenebilir’, Politika Desteğini yitiriyor

2011 yılındaki önemli bir gelişme de, birçok gelişmiş ülkede yenilenebilir enerjinin politika desteğinde zayıflama olmasıydı. Bu durum özellikle Avrupa’da kemer sıkma baskısı, ABD’de ise yasal kilitlenme şeklinde kendini gösterdi. Politik destekteki bu kesinti, tümüyle rekabetçi özellikler taşıyan yenilenebilir gücün birkaç yıllık bir süreçte “gerçekçi bir olasılık” haline gelmeye başlayacağı göz önüne alındığında hayli ironik geliyor ve sektöre yapılan yatırımlardaki büyümeye de (2012 ve sonrası için) bir tehdit oluşturuyor. Ve bu durum; temiz enerji yatırımlarının yeterli seviyeye ulaşması, küresel karbon emisyonlarında 2020 yılından önce azaltım sağlanabilmesi ümitlerini de tehlikeye atıyor.

Halka açık piyasa yatırımlarında ise rüzgâr ve güneş, yeni sermaye artırım değerleri yönünden birinciliği alabilmek için yarıştı. 2010 yılındaki toplamlarına göre rüzgâr % 2, güneş ise % 23’lük düşüşle 4.5 milyar Dolar ve 4.2 milyar Dolar seviyesine geldiler… Biyoyakıtlar ve jeotermal ise (sırasıyla: % 37 ve % 360’lık artışlarla) 654 milyon Dolar ve 406 milyon Dolar toplam gelir elde ettiler. Şebeke ölçekli projelerin varlık finansmanında rüzgâr, 82.4 milyar Dolar’lık taahhüt ile güneşin önündeki yerini korudu. Rüzgâr bu alanda 2010 yılına göre % 11 gerilemesine rağmen birinciliğini korurken, ikinci olan güneş 2010 yılına göre % 147 ilerleme kaydetti.

Yeşil ekonominin gelişimine katkı konusunda elektrik sektöründe son yedi yıl içinde başarılanlardan daha iyi bir örnek bulunamaz. 2011 yılında dünya çapında sisteme eklenen yeni elektrik üretim kapasitesinin % 44’ü (büyük hidroelektrik santraller hariç) ‘yenilenebilir’ güce dayanıyor. Hidroelektrik hariç yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektriğin oranı 2010 yılında % 5.1 iken, 2011 yılında bu oran % 6’ya yükseldi.

Yenilenebilir enerji sektöründeki hisse fiyatları 2011 yılında Kuzey Amerika ve Avrupa’daki destekleme politikalarının gidişatından kaygı duyan yatırımcıların tedirginliği ve rüzgâr ve güneş enerjisi imalat zincirinde oluşan kapasite fazlalıkları nedeniyle sıkıntılı bir görünüm arz etti.

NASDAQ ve S&P 500 (Standard & Poor's 500) borsa endeksi 2011 yılını başladıkları gibi bitirirken, WilderHill Yeni Enerji Küresel İnovasyon Endeksi yıl boyunca % 40 düşüş gösterdi. Temiz enerji hisselerinin gösterdiği bu düşük performans, temiz enerji üreten ve yenilenebilir teknolojiler geliştiren halka açık şirketlerin finansman çabalarını da olumsuz etkiledi.

Avrupa’da hüküm süren borç krizi 2011 sonunda bankaların rutin proje finansman akışını sağlama yeterliliklerine büyük darbe vurdu.  Bu durum da tüm dikkatleri olası alternatif yatırım kaynaklarına (örneğin: Emeklilik fonları ve diğer uzun vadeli kurumsal yatırımlara) yöneltti.

2012 başlarında Warren Buffett’ın MidAmerican Holdings şirketine ait bir fotovoltaik projesi için tedavüle sunduğu 850 milyon Dolar’lık bono, yenilenebilir elektrik üretimi projelerinin finansmanı konusunda “yeşil” bonoları olası bir enstrüman olarak gündeme getirdi.


Ekonomik Kriz ve Yatırıma Yönelik Tehditler 

Raporda yenilenebilir enerji sektörünün büyümeye devam ettiği, ancak 2008’den bu yana etkisini sürdüren yaygın ekonomik sıkıntıların birer tehdit olarak varlığını sürdürdüğü vurgulanıyor. Yaşanan çalkantılı ekonomik durumun yenilenebilir yatırımlar üzerindeki etkileri şöyle resmediliyor: “2011 sonlarında Euro bölgesinde hakim olan borç krizi nedeniyle fonlama maliyetleri ciddi artış gösteren bankalar; İtalya, İspanya ve krizden etkilenen diğer ülkelerde kredi bekleyen müşterilerle ilgili risk değerlemelerini de güncellediler. Avrupa’daki yenilenebilir enerji projelerinin finansmanı bu durumdan olumsuz etkilenmeye başladı. Daha genel olarak, tüketicilerin kendi gelirlerini baskı altında görmeleri de, hükümetlerin enerji fiyatlarını yukarı çekecek önlemler alma konusunda isteksiz olmalarına neden oldu. ABD Kongresi’nde temiz enerjiye verilen destek ve karbona bir ‘bedel’ getiren tasarı, doğal gaza dayalı elektrik üretimini ‘ucuz alternatif’ haline getiren düşük gaz fiyatları karşısında geri çekildi. Ve bu defa ‘yenilenebilir enerjiye verilen desteğin maliyeti’ yeni endişe kaynağı olarak tartışılmaya başlandı. Gaz tedarikinin görünümü, literatüre ‘fracking’olarak giren (kaya gazının çıkarılması için gaz taşıyan kayakatmanlarının içinde kırılmalar üretip, su basıncıyla bu gazı yeryüzüne çıkarma işlemi olarak özetlenebilecek) yeni teknolojik gelişmeler karşısında dramatik biçimde değişti. Amerikan Federal Kredi Garantisi Programı’ndan 538 milyon Dolar kullanmış olan fotovoltaik teknoloji şirketi Solyndra’nın iflas skandalı sonrası yenilenebilir enerjilerin desteklenme maliyetinden yakınmalar da giderek artmaya başladı. Avrupa’da ise hükümetler teknoloji maliyetlerindeki hızlı düşüş karşısında, özellikle güneşe dayalı elektrik üretimine verilen ‘tarife garantisi’ desteklerini yeterince hızlı bir şekilde düzeltme çabasına giriştiler. Maliyetlerdeki bu düşüş, fotovoltaik (PV) proje geliştiricilerinin beklediğinden de büyük geri dönüşlere yol açarak, özellikle İtalya ve Almanya’da PV kurulumlarında patlamaya yol açtı. Her iki ülkede de 2011 yılı içerisinde 7 GW’ı aşkın kurulum gerçekleştirildi. Bu durumun kaçınılmaz bir sonucu olarak, Avrupa ve diğer yerlerde hükümetler destekleri bir anda kesiverdiler.”



 


Etiketler