“Yenilenebilir Enerjinin Sosyal ve Ekonomik Faydaları” konulu araştırma sonuçları açıklandı

06 Aralık 2019 Dergi: Kasım - Aralık 2019

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM), “Yenilenebilir Enerjinin Sosyal ve Ekonomik Faydaları” başlıklı konferansa ev sahipliği yaptı. Yenilenebilir enerjinin Türkiye'de istihdam, endüstriyel gelişim, hava kalitesi ve enerji arz güvenliğine etkileri ile ilgili yapılan araştırmaların ilk sonuçlarının paylaşıldığı konferansta, Türkiye güneş enerjisi sektörünün 2028'e kadar 1,36 milyar dolar, rüzgâr enerjisi sektörünün ise 33,3 milyar dolar değerinde sanayi üretimi sağlayacağının öngörüldüğü ifade edildi.

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) ve Potsdam İleri Sürdürülebilirlik Çalışmaları Enstitüsü (IASS) iş birliğiyle “Yenilenebilir Enerjinin Sosyal ve Ekonomik Faydaları” başlıklı konferans Minerva Han’da yapıldı. İPM’de yürütülen "COBENEFITS: Yenilenebilir Enerjinin Sosyal ve Ekonomik Faydalarının Tespiti ve Yaygınlaştırılması" adlı uluslararası proje kapsamında, İPM – IASS iş birliğiyle Türkiye'ye özel dört öncelikli alanda; yenilenebilir enerjinin Türkiye'de istihdam, endüstriyel gelişim, hava kalitesi ve enerji arz güvenliğine etkileri ile ilgili yapılan araştırmaların ilk sonuçları paylaşıldı.

İPM’den Ümit Şahin ve Pınar Ertör Akyazı ile IASS’tan Sebastian Helgenberger’in yaptığı açış konuşmaları ile başlayan konferansta şu konulara yer verildi: 

- Türkiye güneş enerjisi sektörünün 2028'e kadar 1,36 milyar dolar, rüzgâr enerjisi sektörünün ise 33,3 milyar dolar değerinde sanayi üretimi sağlayacağı öngörülüyor.

-"İklim Değişikliği Azaltımı Yan Faydalarının Kamu Kurumlarında Kapasite Geliştirme Aracılığıyla Yaygınlaştırılması" (COBENEFITS) projesi kapsamında hazırlanan rapora göre, Türkiye enerji üretiminde yenilenebilir kaynakların payını yükselterek sanayi üretim değerini artırabilecek.

-Değer zincirindeki toplam üretim değeri 2016'da 88 milyon dolar olarak hesaplanan güneş enerjisi sektöründe, mevcut yenilenebilir enerji politikalarının izlenmesine devam edilmesi halinde 2028'e kadar 1,36 milyar dolar değerinde sanayi üretimi sağlanması öngörülüyor.

- Gelecek 10 yılda güneş enerjisi alanında yapılabilecek 15-25 gigavatlık kurulu güç artışının ise üretimi 6,8-11,3 milyar dolar artırması bekleniyor.
- Değer zincirindeki toplam üretim değeri 2016'da 25,3 milyar dolar olarak hesaplanan rüzgar enerjisi sektöründe ise 2028'e kadar 33,3 milyar dolar değerinde sanayi üretimine ulaşılması öngörülüyor.
-Söz konusu dönemde, rüzgar enerjisinde 13,3-23,3 gigavatlık ek kurulu güç için beklenen değer artışının 47,6-83,5 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor.

Güney Afrika, Meksika, Vietnam ve Hindistan’la eşzamanlı olarak projedeyiz

COBENEFITS Türkiye Proje Koordinatörü Pınar Ertör Akyazı, “Proje; Güney Afrika, Meksika, Vietnam ve Hindistan'da yürütülüyor. Biz de bir yıldır Türkiye’de yenilenebilir enerjinin sosyal ve ekonomik faydaları alanında araştırma çalışmaları yapıyoruz. Yenilenebilir enerjinin sanayi gelişimi ve ticarete, hava kalitesi ve sağlığa, istihdam ile enerji arz güvenliğine etkileri alanlarında çalışıyoruz. Sanayi gelişimi ve istihdama ilişkin çalışmalarımızda, yenilenebilir enerjinin değer zincirini ortaya koyuyoruz ve 2028'e ilişkin öngörüler içeren dört yenilenebilir enerji senaryosunu temel alıyoruz. Bugün yayınladığımız rapor,  bu senaryolar doğrultusunda sanayi gelişiminin nasıl artacağı, dış enerji açığını azaltmak için ne gibi Ar-Ge, inovasyon ve yatırımlar yapılabileceği konularında somut veriler sunmaya çalışıyor. Ayrıca Şubat 2020’ye kadar, istihdam, hava kalitesi ve sağlık, enerji arz güvenliği alanlarında üç rapor daha paylaşılacak” dedi. 

Enerji dönüşümü ve planlaması bütünsel yapılmalı

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Değer Saygın ve Türk Tesisat Mühendisleri Derneği (TTMD) Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Gani Bayraktar konferansta “Türkiye’de enerji dönüşümü ve yenilenebilir enerji sektörü” başlığı altında konuştu. Yenilenebilir enerji sektörünün teknolojiyle iç içe durumuna değinen Değer Saygın, “Artık sektörü teknolojiden bağımsız düşünemeyiz. Yeni elektrik yatırımlarının %90’ı güneş ve rüzgârdan geliyor. Bunun sosyal ve ekonomik faydalarının harekete geçirilmesi için planlama yapılması da önemli” dedi. 

İklim değişikliğinin içerdiği tehditlerin yanı sıra fırsatları da barındırdığını ifade eden Kemal Gani Bayraktar ise şöyle konuştu: “Türkiye ekonomisinin genç nüfusta işsizlik oranının çok yüksek olduğundan hareketle daha katma değerli malzeme üretip dünyanın karbonsuzlaşma hedefine hizmet etmemiz gerekir. Şehirlerimizin %100 enerji geçişini yapacak şekilde tasarlanması gerekir. Binaları da gözeten yeni mimari ve mühendislik anlayışlarının devreye alınması ve enerji sistemlerini de gözeten bütünleşik yapıların üretilmesi önemlidir” dedi.

Çalışma, yenilenebilir enerjinin değer zincirini ortaya koyuyor

Endüstriyel gelişim ve istihdam konusunda araştırmalar yürüten ve Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığının artabileceğine dikkat çeken Bilkent Üniversitesi’nden Bengisu Özenç konuşmasında şunları söyledi: 
“Türkiye’nin ithal enerji kaynaklarına ilişkin ekonomik kırılganlığı her geçen gün artıyor. TÜİK raporuna göre Türkiye’nin 2017 yılında %75,7 enerji sektöründe dışa bağımlılığı var. Doğrudan ve dolaylı üretim değerinin, dış ticaret akımlarının, Türkiye’de Ar-Ge faaliyetlerinin ve küresel değer zincirindeki konumun belirlenmesi, Girdi-Çıktı ilişkilerinin Sanayi Bakanlığı’nın Girişimci Bilgi Sistemi veri seti kullanılarak değer zinciri oluşturulması ve farklı yenilenebilir enerji senaryoları altında doğrudan ve dolaylı istihdam potansiyelinin, meslek ve yeteneklerin belirlenmesi çalışma akışımın temelini oluşturuyor. Proje kapsamında kayıtlı yenilenebilir enerji üreten şirketlerin verilerine dayanarak bir değer zinciri haritalandırılması yaptık. Yenilenebilir enerji yatırımlarının artması istihdamda artış anlamına gelmektedir. Yerli üretim imkanlarının geliştirilmesiyle birlikte, bu etkinin daha da artması beklenmektedir. Mevcut sanayi üretim yapısı ve teknoloji içeriği çerçevesinde yaratılan istihdamın büyük bir bölümü orta seviye beceri gerektiren mesleklerde ortaya çıkmaktadır. Yüksek katma değerli bileşenlerin üretimine yapılacak yatırımın yüksek becerili mesleklere olan talebi artırması beklenmektedir.”

Yenilenebilir enerjiye yatırım yapmak tasarruf anlamına gelir

Türkiye’nin artan fosil yakıt ithalatı ve bu durumun Türkiye'nin cari açığı üzerindeki etkilerini vurgulayan Mühendislik, Satın Alma, Araştırma ve Analiz’den (EPRA) Saeed Teimourzadeh, sözlerini şöyle sürdürdü: 

“Türkiye, yenilenebilir enerji üretimini destekleyerek enerji arz güvenliğini ve enerji bağımsızlığını artırma fırsatına sahiptir. Yenilenebilir enerji ile Türkiye, fosil yakıtlara olan talebini ve dolayısıyla fosil yakıt ithalatını önemli ölçüde azaltabilir. 2028 yılı itibariyle 32 GW yenilenebilir enerji kurulu gücü için fosil yakıtların payını %5, 40 GW için %8 ve 60 GW için %15 düşürülebilir. Türkiye, bu bahsi geçen yenilenebilir enerji senaryoları altında sırasıyla 728 milyon dolar, 1,1 milyar dolar ve 2,1 milyar dolar tasarruf edebilir.”

Sessiz Katil: Hava Kirliliği

Yenilenebilir enerjinin arttırılmasının hava kalitesi ve insan sağlığı üzerindeki etkisini anlatan Boğaziçi Üniversitesi’nden Nadim Copty ise şöyle konuştu: 

“Bu çalışma Türkiye'nin elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payının artırılmasının hava kalitesi ve insan sağlığı üzerindeki potansiyel yararlarını değerlendirmeyi hedeflemektedir. Fosil yakıtlı termik santrallerden kaynaklanan hava kirletici emisyonların 2017 yılında 2.103 ölüm vakasına neden olduğunu tahmin etmekteyiz. Mevcut politikalar izlendiğinde bu sayı 2028 yılında 2.333’e yükselecektir. Daha iddialı yenilenebilir enerji politikaları izlenirse, yıllık ölüm vakalarının 2028’de 1.564’e düşmesi beklenmektedir. 2028’de sağlık maliyetlerinden 700 milyon eurodan fazla tasarruf edilmesi de bu şekilde mümkün olacaktır. Benzer ulusal modelleme çalışmalarını ve karar verme süreçlerini desteklemek için Sağlık Bakanlığı’nın ölüm ve hastalık oranı istatistikleri ile ilgili çalışmalar yapması çok önemlidir.” 
Ocak 2020’ye kadar devam eden ve RENAC (Yenilenebilir Enerji Akademisi) tarafından verilen online yenilenebilir enerji eğitimleri için https://www.renac.de/projects/current-projects/cobenefits/online-trainings/ adresinden başvuru yapılabileceği ifade edildi.

Konferans, Ümit Şahin moderatörlüğü ile Bengisu Özenç, Nadim Copty, Saeed Teimourzadeh, Funda Gacal ve Sebastian Helgenberger’in katılım sağladığı “Türkiye’de yenilenebilir enerjinin sosyal ve ekonomik faydaları ne şekilde yaygınlaştırılabilir” konulu panelle sona ererken projenin ilk raporunun yönetici özeti şöyle açıklandı:

Türkiye’de Yenilenebilir Enerjiyle Sanayi Gelişimi, Ticaret Fırsatları ve İnovasyon

*”Yan faydalar” (co-benefits) terimi, bir politika müdahalesi ya da özel sektör yatırımı veya bunların karmasından kaynaklanan birçok fayda ya da hedefin eş zamanlı olarak gerçekleştirilmesini ifade etmektedir(Helgenberger ve diğerleri,2019). Bu nedenle, iklim değişikliği azaltımı yan faydalarının düşük karbonlu enerji geçişini hızlandırmak için stratejik olarak yaygınlaştırılması esastır.
“Enerji dönüşümü, dünyada elektrik üretimi ve altyapı sektörlerinde yeni yatırımları teşvik etmektedir. Artan enerji ihtiyacını büyük oranda fosil yakıtlarla karşılayan Türkiye’nin gelecekte enerji ithalatına bağımlılığının artma riski oldukça yüksektir. Türkiye’nin kamu politikaları çerçevesi bu konuyu ele alabilmek için, yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji sepetindeki payının artırılmasına yönelik stratejilerle birlikte yerel üretim sanayisinin geliştirilmesi ve teknoloji transferinin yapılabilmesini de sağlamayı hedeflemektedir. Bu çalışma yenilenebilir enerji yatırımlarındaki artışın sanayi gelişimine ve ticarete yan faydalarını ele almaktadır. Çalışma, gelişmekte olan ülkelerde yenilenebilir enerjinin, geleneksel enerji sistemlerine kıyasla, enerji sektöründe sera gazı emisyonları azaltımına ek olarak bir dizi yan faydalarını değerlendiren COBENEFITS projesi kapsamında yürütülmüştür. Bu araştırma aynı zamanda, güneş ve rüzgâr enerjisi sektörlerindeki teknolojik açıklar kapatıldığı takdirde, Türkiye’nin faydalanabileceği bölgesel ticaret fırsatları hakkında ön bilgiler de sunmaktadır. 
Çalışmanın metodolojisi ilk olarak Türkiye’deki güneş ve rüzgâr enerjisi sektörlerinin değer zincirlerini tanımlamaktadır. Bu tanımlama, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’ndan (EPDK) elde edilen lisans ve ön lisans bilgileri ile Türkiye’de kayıtlı tüm firmaları ve yerli ve ihracat işlemlerini kapsayan özgün bir idari mikro veri seti (Girişimci Bilgi Sistemi-GBS) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. İkinci olarak, üretim ve ticaret değerleri katsayıları hesaplanmıştır. Son olarak ise, yenilenebilir enerji kurulu gücündeki artışa ilişkin dört senaryoya dayanan sanayi gelişim ve ithalat-ihracat değerleri projeksiyonları gerçekleştirilmiştir. Bu analiz, senaryoları statik bir bakış açısıyla değerlendirirken, düşük yerel üretim değerlerinden kaynaklanan ticaret açığı ve teknolojik açık da yenilenebilir enerji politikaları tarafından ele alınması gereken temel konular olarak görülmektedir.
Temel politika mesajı 1: Türkiye, yenilenebilir enerjinin payını artırarak sanayi üretim değerini önemli oranda artırabilir. Türkiye hükümetinin önümüzdeki 10 yıl içerisinde güneş enerji kapasitesini yüzde 60 artırma ve rüzgâr kapasitesini iki katına çıkarma hedefi ile güneş değer zincirindeki üretim değerinin 15 kat ve rüzgâr değer zincirinin üretim değerinin yüzde 31 artmasının önü açılmaktadır.
Temel politika mesajı 2: Daha fazlası da mümkün: Daha iddialı yenilenebilir enerji patikaları izlenerek, sanayi üretim değerini artışının rüzgâr gücü değer gücünde iki katına çıkması, güneş değer zincirinde ise 2016 yılına kıyasla önümüzdeki 10 yılda sekiz katına çıkması mümkündür. Rüzgâr ve güneş toplam üretim değerinin böylece 69 milyar ABD doları artması beklenebilir. 
Temel politika mesajı 3: Hem güneş hem de rüzg3ar sektörlerinde ithalat ve ihracat arasındaki teknoloji açığının kapatılması ve üretimde rekabetin teşvik edilmesi, Türkiye’nin yenilenebilir enerji sektörü ticaret dengesinin daha da iyileştirilmesi için büyük önem teşkil etmektedir. Güneş enerjisinde, Türkiye ithalatının yüzde 48’i yüksek teknolojili bileşenlerdir, oysa bu ürünlerin ihracattan aldıkları pay sadece yüzde 4’tür (rüzgâr enerjisi sektöründe bu oranlar sırasıyla yüzde 19 ve yüzde 2’dir). Büyüyen ticaret açığı ve yenilenebilir enerji ekipmanlarının ağırlıklı olarak daha ileri teknoloji bileşenleri içerdiği göz önüne alındığında, yerelleştirme politikasının bir parçası olarak bu sektörlerde araştırma ve geliştirmeye (Ar-Ge) ve rekabet edilirliğe yatırım yapmak, Türkiye’de sanayi üretiminin katma değerini artıracaktır.  
Önemli Rakamlar
•    Daha iddialı güneş kapasitesi ilaveleri gerçekleştirildiği takdirde, 2028 itibarıyla güneş enerjisi sektörünün değerini mevcut politika kapsamında tahmin edilen 1,3 milyar ABD dolarının üzerine 9,9 milyar ABD doları kadar artırması mümkündür.
•    Aynı şekilde rüzgâr enerjisi sektörü de, daha iddialı ek kapasitelerle, değerini 2028 yılına kadar toplam 83,5 milyar ABD dolarına çıkarabilir.
•    Değer zinciri içerisinde her bir MW’lık ek enerji kapasitesi, sanayi üretimini ortalama olarak güneş enerjisi sektöründe yaklaşık 452,5 bin ABD doları, rüzgâr enerjisi sektöründe ise yaklaşık 3,6 milyon ABD doları kadar artırmaktadır.
•    Türkiye’nin düşük teknolojili ürünleri ihracatı ve yüksek teknolojili ürünleri ithalatı arasındaki halihazırdaki dengesizlik göz önüne alındığında, her bir MW’lık ek artış, Türkiye’nin ticaret açığını güne enerjisi değer zincirinde 95 bin ABD doları kadar ve rüzgâr enerjisi değer zincirinde 157 bin ABD doları kadar artırmaktadır.
•    Güneş enerjisi tedarik zincirinin toplam değerinin yüzde 76’sı birinci aşamada (mal ve hizmetler aracıları) yoğunlaşmaktadır, değerin sadece yüzde 1’i elektrik üreticileri tarafından eklenmektedir. Daha yüksek seviyede endüstriyel rekabet gücü, mümkün olan en yüksek katma değer seviyesinde entegrasyon gerektirmektedir.
Temel Bulgular
•    2016 yılında, güneş enerjisi değer zinciri içerisindeki toplam üretim değeri 88 milyon ABD doları olarak hesaplanmıştır. 10 yıl içinde, mevcut yenilenebilir enerji politikaları izlendiğinde, güneş enerjisi sektörünün toplam 1,36 milyar ABD doları değerinde olması mümkündür. Üretim değerinin, güneş enerjisi yatırımlarındaki artışla birlikte yükselmesi beklenmektedir. Önümüzdeki 10 yıl içinde 3 ila 10 GW arasında değişen orta seviye ek kapasitenin, 2028 yılına kadar 1,3 ile 4.95 milyar ABD doları arasında ek bir sanayi üretimi getirmesi beklenmektedir. 15-25 GW’lık daha iddialı kapasite ilavelerinin ise üretimi 6,8-11,3 milyar ABD doları kadar artırması beklenmektedir.
•    2016 yılında rüzgâr enerjisi değer zincirindeki toplam üretim değeri 25,3 milyar ABD doları olarak hesaplanmıştır. 10 yıl sonra, mevcut yenilenebilir enerji politikaları izlendiğinde, rüzgâr enerjisi sektörünün toplam 33,32 milyar ABD doları değerinde bir kümülatif değere ulaşması mümkündür. Üretim değerinin, rüzgâr enerjisi yatırımlarının artmasıyla birlikte artması beklenmektedir. Önümüzdeki 10 yıl içinde 9,3 ile 10,3 GW arasında değişen orta seviye ek kapasitenin 2028 yılına kadar 33,3 ile 37 milyar ABD doları arasında ek sanayi üretimi getirmesi beklenirken, 13,3 – 23,3 GW arasında daha iddialı bir ek kapasite için beklenen değer artışı 47,6 -83,5 milyar ABD dolarıdır.
•    Türkiye YE ekipman ticaretinde bölgesel lider olma fırsatına sahiptir. Güneş enerjisi ekipmanları sektöründe en fazla ihracat yapılan ülkelerden dördü MENA (Orta Doğu ve Kuzey Afrika) bölgesinde yer almaktadır ve bu ülkeler 2008-2016 döneminde de önemli büyüme oranları sergilemiştir: Türkmenistan (yüzde 9,7 pay, yüzde 18,2 büyüme), Irak (yüzde 6,4’lük pay, yüzde 3,1 büyüme), Cezayir (yüzde 4,8 pay, yüzde 11,3 büyüme) ve Gürcistan (yüzde 4,1 pay, yüzde 12,2 büyüme). Rüzgâr enerjisi ekipmanı sektöründe, ihracat yapılan ilk beş ülkeden üçü MENA bölgesinde bulunmaktadır ve bir istisna dışında 2008-2016 döneminde güçlü bir büyüme göstermişlerdir: Suudi Arabistan (yüzde 7,9, yüzde 3,4 büyüme), Irak (yüzde7,6 pay, yüzde 3,4 düşüş) ve Türkmenistan (yüzde 6,6 pay, yüzde 17,5 büyüme).
•    Türkiye rüzgâr enerjisi ile ilgili ekipmanlarda ticaret fazlasına sahip olmasına rağmen, dünya ortalamasından (yüzde 12) ileri teknoloji ithal etmektedir. Türkiye’nin ihracatı, ileri teknoloji bileşenlerinin yüzde 2 ve düşük teknoloji bileşenlerinin ise yüzde 23’ü oluşturduğu teknolojik içerik açısından yetersiz kalmaktadır. Daha yüksek rekabet edebilirlik seviyelerinin, yerel ve küresel sanayi değer zincirleri içerisinde daha yüksek seviyelerde entegre edildiğini göstermektedir (UNIDO, 2012).
•    Türkiye’nin karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olan YE ekipman ihracatı, çoğunlukla düşük veya orta teknoloji ürünlerden oluşmaktadır. Türkiye’nin bazı ihracat kalemlerinin karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olmalarına rağmen, güneş ve rüzgâr enerjisi sektörlerinde hala teknolojik bölünme mevcuttur. Güneş enerjisi sektöründe yüksek teknolojili ekipmanlar ithalatın yüzde 48’ini, ihracatın ise yüzde 4’ünü oluşturmaktadır. Rüzgâr enerjisi sektöründe yüksek teknolojili ekipmanlar, ithalatın yüzde 19’unu ihracatın ise yalnızca yüzde 2’sini oluşturmaktadır. 
•    Sanayi üretimi, 2016 yılında güneş enerjisi sektöründe 19 milyon dolarlık bir ticaret açığına sebep olmuştur ve bu değer aynı yıl içinde bu sektörde yaratılan toplam değerin yüzde 21’ine eşittir. Mevcut sanayi üretim yapısı önümüzdeki 10 yıl boyunca devam ettiği takdirde, bu ticaret açığının kümülatif değeri 2,4 milyar ABD dolarına çıkabilir. Türkiye’de güneş enerjisi değer zincirinde, hem ticaret açığı hem de teknoloji açığı görülmektedir. 2016 yılında dış ticaret açığı 19 milyon ABD doları iken, teknoloji açığının kaynağı yüksek teknolojili ürünleri ithalatının yüzde 48 ve ihracatının da yalnızca yüzde 4 olmasıdır. Bu dengesizlik ele alınmadığı ve yerli üretim kapasitesi artırılmadığı sürece, ticaret açığının 10 içinde 3-10 GW’lık ek güneş enerjisi kapasitesi öngören ılımlı bir senaryoda kümülatif olarak 285-951 milyon ABD doları kadar artması beklenmektedir; 15-25 GW’lık daha iddialı bir ek kapasite senaryosu beklenen kümülatif artış ise 1,4-2,4 milyar ABD dolarıdır.
•    Rüzgâr enerjisi sektöründeki sanayi üretimi de 2016 yılında 1,1 milyar dolarlık bir ticaret açığına neden olmuştur ve bu rakam aynı yıl içinde bu sektörde yaratılan toplam değerin yüzde 4’üne denk gelmektedir.  Mevcut endüstriyel üretim yapısı önümüzdeki 10 yıl boyunca değişmediği takdirde, bu ticaret açığının kümülatif değeri 3,6 milyar ABD dolarına yükselebilir. Aynı güneş enerjisinde olduğu gibi, Türkiye’nin rüzgâr enerjisi zinciri de, 2016 yılında değeri 1,1 milyon ABD doları olarak hesaplanan, hem ticaret hem de teknoloji açığı vermiştir; yüksek teknolojili ürünlerin ithalatı Türkiye ithalatının yüzde 19’unu, ihracatı ise yalnızca yüzde 2’sini teşkil etmektedir. Bu teknoloji açığı ele alınmadığı ve yerel üretim kapasitesi artırılmadığı takdirde, ticaret açığı kümülatif değerinin 10 yıl içinde 9.3-10.3 GW’lık ek rüzgâr enerjisi kapasitesine dayanan ılımlı bir senaryoda 1,5-1,6 milyar ABD dolar artacağı tahmin edilmektedir; 13,3-23,3 GW’lık ek kapasite öngören daha iddialı bir senaryoda ise ticaret açığının 2,1-3,7 milyar ABD doları kadar artması beklenmektedir.