Paris Anlaşması sonrası enerji politikaları masaya yatırıldı

07 Nisan 2016 Dergi: Mart-Nisan 2016

İklim değişikliğini önlemek için ülkelerin uzlaştıkları Paris Anlaşması’ndan sonra enerji politikaları çevreci sivil toplum örgütleri ve devlet temsilcilerinin katılımıyla ele alındı. WWF, Greenpeace, Tema Vakfı işbirliğiyle düzenlenen İstanbul'da Paris Anlaşması Sonrası Enerji Politikaları Paneli 2 Mart’ta Taksim Intercontinental Hotel’de gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü TEMA Vakfı Genel Müdürü Barış Karapınar'ın yaptığı panele, Almanya'nın Agora Enerji Dönüşümü Ajansı Direktörü Yardımcısı Markus Steigenberger, GÜNDER Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Kemal Bayraktar, TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Serdar Ataseven ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdür Yardımcısı Nilgün Ş. Açıkalın katıldı.

Panelin yöneticisi TEMA Vakfı Genel Müdürü Doç. Dr. Barış Karapınar, Paris Anlaşması’nda ülkelerin beyan ettikleri sera gazı indirimlerinin 3-4 derecelik sıcaklık artışı getireceğini söyledi. Bununla, 1,5 derecelik hedefle niyet arasında büyük bir uçurum olduğuna dikkat çeken Karapınar, bu ciddi uçurumu kapatmak için karbon sıfır yaklaşımıyla yenilenebilir enerjiye dönülmesi ve fosil yakıtların da önemli bölümünün yer altında bırakılmasının şart olduğunu dile getirdi.

Paris Anlaşması ve etkileri hakkında yorum yapan ve Almanya’da uygulanan yenilenebilir enerji politikalarıyla ilgili değerlendirmede bulunan Agora Energiewende İcra Direktörü Yardımcısı Markus Steigenberger, Paris Anlaşması’nın etkisinin enerji sisteminin karbondan arındırılması tartışmalarını hızlandırdığını belirterek şöyle konuştu: “Paris Anlaşması, aynı zamanda Almanya’da kömür santrallerinin devreden çıkması tartışmalarını da hızlandırdı. Paris bir katalizör işlevi görüyor. Soru kömürü bırakıp bırakmayacağımız değil, bunu ne zaman ve nasıl gerçekleştireceğimiz.”

Panelde Türkiye ve dünyada rüzgar enerjisindeki duruma değinen TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Serdar Ataseven, dünyada 340 GW kurulu güçte rüzgar enerjisi santrali olduğuna, Türkiye’de ise 4800 MW’a daha yeni ulaşıldığına dikkat çekti. Paris’te alınan kararların rüzgarı destekleyici nitelikte olduğunu belirten Ataseven, “Tüm dünyada her yıl rüzgar enerjisi ortalama yüzde 20’ler seviyesinde artış gösteriyor. Özellikle 2005 yılında çıkan Yenilenebilir Enerji Kanunu’ndan sonra bu oranı Türkiye’de de görmek mümkün. Aslında ulaşılması gereken bir hedef var ve bu hedefe ulaşmak için yenilenebilir enerjiyi destekleyici tüm argümanların ortaya konulması lazım. Bu amaçla 2023 yılı hedefi 20 bin MW olarak belirlenmiş ancak Paris’e göndermiş olduğumuz taahhütler içerisinde 2020 hedefinin 16 bin MW olduğu görülüyor. Öncelikle bu çelişkiyi ortadan kaldırmamız lazım” dedi. Yenilenebilir enerjinin dünyada farklı desteklerle ve teşviklerle ayakta durabilen bir sektör olduğuna ama esas olarak yenilenebilir enerjiden üretilen kaynaklara da destek vermek gerektiğinin altını çizen Ataseven şöyle devam etti: “Burada esas olan hükümet politikalarının ve stratejilerini doğru bir şekilde kurgulanması. Ülkemizin yenilenebilir enerji anlamında çok ciddi bir potansiyeli var ama siz bunları ekonomiye kazandırmazsanız hiçbir anlamı yok. Bu nedenle mutlak suretle doğru planlamalar ve doğru stratejiler yapılmalı. Türkiye’nin elektrik üretimi her yıl yüzde 6 ila 8 büyüyor. Bu nedenle arz güvenliği çok önemli. Bu büyüme sürerken kaynakları yönetmek kolay değil. Ama bu aşamadan sonra artık oyunun kurallarını değiştirmemiz gerekiyor. Kaynak neredeyse iletim planlamasının da buna göre olması lazım. Örneğin; rüzgar açısından havza trafo merkezleri oluşturuluyor bu sevindirici bir gelişme”.

GÜNDER Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Kemal Bayraktar şu anda Türkiye’nin elektrikteki kurulu gücünün 73 bin GW olduğunu, bu rakamın sadece 2 bin 490 MW’ının güneş olduğunu kaydetti. Paris anlaşmasının yenilenebilir enerjiye yönelik yansımalarını değerlendiren Bayraktar; “Paris anlaşması sayesinde artan bilinç, yenilenebilir enerji teknolojilerinin basında yer alması, daha fazla konuşulması geleceğe yönelik atacağımız adımların özellikle toplum tarafında kabul edilmesi ve gündelik yaşamda kullanılmasında daha kolaylaştıracak diye düşünüyorum” dedi. Türkiye’nin ve yakın çevresinin şartlarının farklılaşmaya başladığını ve bu nedenle oyunu yeniden planlamak gerektiğinin altını çizen Bayraktar konuşmasına şöyle devam etti: “sadece Türkiye’nin değil, yarın öbür gün bölgenin yeniden yapılanması gerekiyor. Mevcut santrallerin bakım onarımı yapılmıyor, bir kalkınmaya ihtiyaç var. Bütün enerjilerin bir arada ve çok dengeli, birbirini tamamlayıcı nitelikte çalışabileceğini öngörüyorum. Depolama teknolojilerinin arttığı bu dönemde yenilenebilir enerjinin odak noktasına konulup geliştirilmesi tünelin ucundaki ışığı yakalamamıza sebep olacaktır”.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdür Yardımcısı Nilüfer Açıkalın, enerji politikalarını yaparken kamu, sivil toplum örgütleri ve sanayinin işbirliği içinde olmasının önemine dikkat çekti. Türkiye için en önemli konunun arz güvenliği olduğuna dikkat çeken Açıkalın, daha önceki yıllarda sera gazı emisyonları nedeniyle doğalgaza dayalı bir üretimin gerçekleştirildiğini ve bunun da arz güvenliğimizi tehlikeye soktuğunu ifade etti. Türkiye’nin iletim sisteminin fosil yakıtlara dayalı olduğunu, bu konuda adımlar atıldığını ancak bunu dönüştürmenin zaman alacağını ifade eden Açıkalın sözlerine şöyle devam etti: “Avrupa ülkeleriyle Türkiye’yi karşılaştırmamak lazım çünkü bizim ülkemizin koşulları farklı. Gelişmiş ülkelerin talepleri bizim ülkemizdeki kadar hızlı artmıyor. Elektrik enerjisinde ekonomik kalkınmayı sağlayabilmek için elektrik enerjisini sürekli ve sürdürülebilir olarak sağlamak zorundayız. Bu nedenle de sistemimizi buna göre yönetmek zorundayız. Sistemimizin darboğazlarını düşünerek plan yapmak zorundayız. Ayrıca gelişmiş ülkelerdeki eski teknolojilerin ülkemize gelme riskini gördük çünkü diğer ülkelerden aldığımız mesajlar bu şekildeydi. Onun için de hedefleri çok agresif koymama kararı aldık. Ülkemizin Avrupa’dan çıkabilecek eski panellerin ve rüzgar türbinlerinin çöplüğü olabileceği tehlikesini düşündüğümüz için biraz daha emniyetli gitmek istedik”.