Kömür santralleri yerine biyokütle santralleri yapılmalı

20 Temmuz 2017 Dergi: Temmuz-Ağustos 2017

Altan Denizsel

Biyogaz Yatırımlarını Geliştirme Derneği

Yönetim Kurulu Başkanı

 

Türkiye’nin elinde her gün yerine yeniden konulan 100 bin ton şehir çöpü, 400 bin ton inek dışkısı ve 30 bin ton tavuk dışkısı var. Yer altını kazma, yeni makineler alma, grizu patlaması tehlikesi olmayan bir enerji kaynağı faydalı hale geleceğine ,kömür santralleri Türkiye’yi zehirlemeye devam ediyor. Yenilenebilir enerji sektörü sürekli gündemde fakat biyokütle konusunun da bu işin bir parçası olarak öne çıkması gerekiyor. Avrupa biyogazdan elektrik işini tamamladı artık biyogazdan doğalgaz üretiyor. Çöp alanlarında vahşi depolama ve landfill olayını bitirdi ve yakma/gazlaştırma aşamasına geçti.

Biyokütle olayına hala elektrik üretme tesisleri olarak bakıldığı sürece bu işi daha uzun süreler çözemeyeceğiz gibi gözüküyor. Bu projelere çevre sorunlarını çözecek bir bakış açısıyla bakılması gerekmektedir. Şehirler büyüdükçe, refah arttıkça, gıda işleme tesisleri çoğaldıkça, hayvansal üretim arttıkça atık miktarları da inanılmaz şekilde çevreye zarar vermeye başladı. İnsan ve hayvan refahı bu durumdan etkileniyor. Atıklar havaya, suya, toprağa ve denizlere büyük zararlar veriyor ve dolayısıyla bu zararlar üretime etki ederek sağlıklı havaya, suya ve gıdaya ulaşmamıza engel oluyor. Atıklardan elde edilecek elektrik ve ısı enerjisi bizce yan üründür. Bu, işin su üzerinde görünen kısmıdır ve altta büyük kütle yatmaktadır.

Bu sektörün sorunları büyük olduğundan çözümü için birçok disiplinin beraber çalışması gerekiyor. Enerji, çevre, tarım, sosyal güvenlik ve maliye bakanlığını ilgilendiren bir konudur ve ortak bir yapı kurularak çözülmesi elzemdir.

Enerji Bakanlığı YEK yasasını ve lisansız elektrik üretim yasasını ortaya koydu. Her ne kadar alım fiyatları düşükse de en azından yatırımcılar 10 sene boyunca elde edecekleri geliri görme şansları var. Çevre Bakanlığı birçok atık için kanun ve yönetmelikleri hazırladı. Fakat hayvansal atıklar konusundaki atıklar yönetmeliği pek işlemiyor. Günde 400 bin ton büyük baş ve 30 bin ton tavuk atığı ve 100 bin ton şehir çöpü hala yeterince fermente edilmeden veya ayrıştırılmadan toprağa dökülüyor, gömülüyor ve tarımsal üretime ve çevreye fayda olacağına zarar veriyor. Avrupa’da bu konuda en detayına kadar geri dönüşüm yapıyorlar, enerji verimliliği kurallarını uyguluyorlar, kurallara uymayanlara yüksek yaptırımlar uyguluyorlar. Bizim ülkemizde de bu uygulamalar yapıldığında çok fazla kişiye istihdam sağlanacak, ithalat azalacak ve ülke kalkınacak. Tarım Bakanlığı tarafından hayvansal üretimi artırıcı birçok tedbir, teşvik ve hibe uygulanıyor ancak atıklar konusunda da alınan tedbirler de aynı hızda olmalı. Çiftliklerin atık yönetimlerine gerekli destek verilse firmalar daha fazla gelir elde edecek ve sabit maliyetleri azalarak üretim kapasiteleri yükselecek. Yeni tesise hibe verilmesinin yanında var olanın da verimli çalışmasına ve sürdürülebilir olmasına destek verilmesi de önemli.

Türkiye genelinde 750 ye yakın çiftliğin çalışamadığı söyleniyor. Bu kapsamda kimyasal gübre desteklerinin yerine fermente gübrenin yaygınlaştırılmasına destek verilmeli. Örneğin Almanya, biyogaz tesislerinden çıkan sıvı gübreyi direkt olarak tarlalarına döküyor.

Biyokütle tesislerinin artması ile kaliteli istihdamın artacağını ve birçok üniversite mezunu mühendis, teknisyen ve ziraat mühendisine iş imkanı yaratılacağını görmemiz gerekiyor. Maliye Bakanlığı atıkların biyokütle sektöründe değerlendirilmesi sonucunda kayıtlı ekonomiye ne kadar katkı yapacağını, gelir vergisi, kurumlar vergisi, KDV ve dolaylı vergi olarak kasasına girecek miktarın ne kadar olacağı konusunda bir çalışma yapması gerekiyor. Yerli kaynaklardan üretilen fermente gübrenin ek teşviklerle desteklenmesi önemli. Gerekirse Tarım Bakanlığı bu gübreyi meralara, organik madde eksiği olan tarım arazilerine, yeni fidan ekilen orman alanlarına dökecek .Çölleşmeye başlayan arazilere özellikle tavuk atıklarından üretilen fermente gübreyi dökerek buraların tekrar yeşermesine yardımcı olacak.

Sektörün önündeki en büyük engellerden birisi de yatırımcıların gözünü korkutan hammadde güvenliği. Bu nedenle yatırımcılar su, rüzgâr ve güneş enerjisine kayarak risklerini minimize etmeye çalışıyorlar. Hayvansal üretim yapan birlikler ve kooperatiflerin Türkiye’de hiçbir yaptırım gücü yok. En kısa zamanda bunlara atık toplama birliği kurma ve atık toplama mecburiyeti getirilmelidir. Atık potansiyeli oluşan bu birlikler ve kooperatifler ellerindeki güçlerini kullanarak dışardan yatırımcılarla ortak tesisler kurabilir ve ek gelirler elde ederler. Yatırımcılar da hammadde güvenliğini sağladıkları için sektöre yatırım yapabilirler.

Yeni ortaya konulan enerji kooperatifleri yönetmeliğinde üye olma ve kurma şartlarında yapılacak ufak değişiklikler sektöre ivme kazandırır. Elektrik aboneliği olan herkes Türkiye’nin neresinde olursa olsun buraya üye olabilmelidir.

Çöplerin hala Landfill sahalarına dökülmeleri ulusal kaynakların boşa gitmesine sebep olurken, gazlaştırma ve iyi yakma teknolojileri kullanılarak bu iş çözülür. Bu tesisler çevreye zarar vermedikleri için şehir içlerinde kurulabilirler ve sıcak su ile şehir ısıtması yapılabilir. Avrupa’da bunun birçok başarılı örneği bulunmaktadır. Avrupa’da bulunan bu tesislerin atık problemi olmadığı gibi kalan kül asfalt hammaddesi olarak kullanılıyor veya parke taşı yapılıyor.

Tespitlerimize göre çöp atıklarından 4000 MW/saat elektrik ve 4000 MW/saat ısı enerjisi üretebiliriz. Bu değer baz elektriktir ve yaklaşık olarak 17 bin MW güneşe, 9 bin 80 MW rüzgâra ve 12 bin MW hidroelektriğe denk gelmektedir. Ülkemizde doğalgaz yaygın olduğundan artık şehir ısıtması yapamayacağız ancak tesis yakınlarına atık ısı ile çalışan sebze ve meyve kurutma tesisleri kurabiliriz. Biyokütle tesisleri atığın çıkış noktasından ısının son kullanım haline kadar onlarca sektörü hareket haline getirir. Bu nedenle biyokütle meselesi memleket meselesidir. Kalkınma ajansları, Tarım bakanlığı ve İpard programında atık yönetimi için birçok hibe programı vardır. Verilen hibeler ancak 50 kW’lık bir tesis kurmaya yetmektedir. En kısa zamanda Ar-Ge çalışmalarını artırarak taşıma maliyetleri çok olan inek atıklarının çiftlik içinde değerlendirme projeleri yapılmalıdır. Ufak işletmelerde eleman istihdam etme ve servis, bakım alma maliyetleri de çok fazladır bu nedenle her tesisi çalıştıracak uzman teknisyenler yetiştirilmelidir. Ayrıca hibeler ortaya çıkınca birçok üretici malının fiyatını artırmaktadır. Hibeler konusunda özellikle biyogaz tesisi kurulumunda reform yapılarak gerekirse tesisin tüm parası kooperatiflere ve birliklere verilmeli veya fizibilitesi düzgün olan ve profesyonellerce yönetilecek tesislere uzun vadeli krediler verilmelidir. Böylece hem verimli tesisler kurulur, hem de tesisler büyüdükçe kW maliyetleri azalır. Daha kaliteli istihdam sağlanır ve kâr eden işletmeler haline dönerek üyelerine ek gelir sağlarlar.

Biyokütle sektörünün gelişmesi bir ülkenin yüzde 100 yerli kaynakla büyümesi demektir. İstihdam demektir. Kaliteli iş gücü demektir. Sağlıklı hava, su, toprak, akarsu, meyve, sebze, et, süt ve deniz demektir. Sağlıklı yaşam ve çevre demektir. Teknolojik gelişme demektir. Kayıtlı ekonomi ve ek mali kaynak demektir. Yerli sermayenin gelişmesi demektir. En önemlisi de enerji ithalatına giden ekonomik maliyetin ülke içinde kalması demektir.

BİYOGAZDER olarak sektörü aydınlatıcı çalışmalarımıza bıkmadan devam edeceğiz ve başarı hikayelerinin çıkması için çabalayacağız. Bizden destek isteyen firmalara ve kooperatiflere gerekli desteği vereceğiz. Bu ülkeyi daha yaşanır bir şekilde gelecek nesillere devir etmek bizim en önemli ülkümüzdür.


Etiketler