Eline ruhsatı alan, 'Burada acaip enerji üretilir!' diyemeyecek! 'Rezerv güvenilirliği sistemi' geliyor...

03 Şubat 2010 Dergi: Ocak-Şubat 2010

Jeotermal kaynaklardan doğru ve verimli bir şekilde yararlanılmasını sağlayacak politikaların oluşturulmasına katkı amacıyla 23-25 Aralık 2009 tarihlerinde Ankara-MTA Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen TMMOB Jeotermal Kongresi, Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Yasası'na yönelik sert eleştirilere sahne oldu. 13 Haziran 2007 tarihinde yürürlüğe giren yasanın 11 Aralık 2007 tarihli uygulama yönetmeliği ve onu izleyen uygulamalar da, mevzuatı düzenleyen ve uygulayanlar dahil, tüm konuşmacılar tarafından adeta topa tutuldu.

 

'Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Yasası'yla bir ''ruhsat pazarı'' ortaya çıktı...

Jeofizik, Kimya, Maden, Makine ve Petrol Mühendisleri Odalarının ortaklaşa organizasyonu olan kongrenin açış konuşmasını yapan TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Yasası'yla oluşturulan düzenin bir 'ruhsat pazarı' ortaya çıkardığını belirterek, daha önce jeotermal konusunda herhangi bir çalışma içinde bulunmamış, hatta enerji üretim sektöründe dahi yer almamış kişi veya kuruluşların ülkenin değişik yerlerinde yüzlerce jeotermal arama ruhsatı edindiklerini ve bunları pazarlamaya çalıştıklarını kaydetti. Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Yasası'nın ruhsat isteminde bulunanların arama ve işletme açısından donanımlı veya kararlı olmaları konusunda bir ölçüt getirmediğini, kişi ve kuruluşların bu kadar çok sayıda ruhsat edinmesinin "amacını ve ciddiyetini" sorgulama ve kanıtlatma araçlarının yasa uygulayıcılarına sağlanmadığını söyleyen Soğancı; 'Ülkemizin bu konuda uzman tek kamu kurumu olan MTA, Türkiye'de elektrik üretmeye elverişli jeotermal sahaların olası kapasitesinin ancak 2.000 - 3.000 MW dolayında olduğunu duyuruyor olsa da, ruhsat pazarlamayı iş edinmiş bazı kişiler yalnızca Bursa ilinde 6.000 MW'lık saha bulunduğu iddia edilebilmektedir!'' diye konuştu.

Jeotermal sahalarda sistem yenilenebilirliğinin, sistemin dengesine zarar vermeyecek bütünsel bir işletme yönetimiyle sağlanabileceğini vurgulayan; farklı kişi ve kuruluşların birbirini yok sayan ayrı program ve anlayışlarıyla jeotermal sistem işletilmesinin olanaksızlığına dikkat çeken Mehmet Soğancı konuşmasını şöyle sürdürdü: 'Ülkemizin yakın geçmişinde tek bir kurumun işlettiği sahalarda bile sorunlar yaşanmış, birçok jeotermal sistemin basınç ve sıcaklık koşulları bozulmuştur. Yakın gelecekte bir bölümünü bir kişinin, bir başka bölümünü bir başka firmanın işleteceği, belki üçüncü ya da dördüncü parçaları başkaları tarafından geliştirileceği sahaların başına neler geleceğinin kestirilmesi çok güçtür. Yasanın bir başka zaafı da İl Özel İdareleri yetkilendirilerek, otoritenin il sayısına bölünmüş olmasıdır. İdarenin başvuru yapan kişi ya da kuruluşun ülkenin başka yerlerinde kaç ruhsat başvurusunun olduğunu ya da kaç ruhsat edindiğini sorgulama ve bilme olanağı yoktur. Gerçekte kayıtlar ve siciller tek merkezde, Ankara'da Maden İşleri Genel Müdürlüğü (MİGEM)'de yapılmaktadır, ancak MİGEM'in bir yorum yapma, yetki kullanma, sorgulama ve eleme yetkisi yoktur. Yasaya göre MİGEM yalnızca kayıt tutucudur. Jeotermal sahalara sahip olma, oralarda çalışma yapabilme ve işletmeci olabilme açısından da yasanın sonucu olan bir karmaşa vardır. Örneğin, İl Özel İdareleri ruhsat sahibi ve yatırımcı ve işletmeci olabilmektedir. Ama aynı alanda karar verici, hak ve sorumlulukları belirleyici ve koruyucu ve denetleyici konumundadır. MİGEM ne arama ve ne de işletmeci olamamakta, MTA yalnızca aramacı olabilip, işletmeci olamamakta, ama İl Özel İdareleri hepsini yapabilmektedir. Sonuçta her konuda tek yetkili kamu otoritesi de İl Özel İdareleri?dir. Bugünden şirket kurup sondajlara başlayan İl Özel İdareleri vardır. Bu sorunlu yapının dönüştürülmesi, yetki ve sorumlulukların tanımlanması gerekmektedir'.

 

''Rezerv güvenilirliği sistemi şart''
 Maden İşleri (MİGEM) Genel Müdürü Mehmet Hamdi Yıldırım da, Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Yasası'nın gerçekten sorunlar içerdiğini belirtterek, MİGEM bünyesinde yasanın uygulama sürecini değerlendiren bir Komisyon oluşturduklarını, bu çerçevede yasadan kaynaklanan problemlerin tek tek not edildiğini söyledi. Söz konusu Komisyon'un kanunda yapılabilecek değişiklikler üzerine çalışmalara devam ettiğini de vurgulayan Yıldırım, yasanın yürürlüğe girmesinden sonra jeotermal arama ruhsatı edinmek için yapılmış başvurulardaki patlamaya dikkat çekerek, Türkiye'nin her tarafını ruhsatlamanın bize bir faydası yok. Önemli olan netice almaktır diye konuştu.

Son 1.5 yıl içinde İl Özel İdareleri'ne 3 bin dolayında (2984) ruhsat müracaatı olduğunu, bunlardan 1280'inin ruhsata dönüştüğünü, önceki dönemlerden gelen 1027 intibak ruhsatı da hesaba katıldığında şu an 2307 fiili arama ruhsatı bulunduğunu anımsatan MİGEM Genel Müdürü, neredeyse tüm maden ruhsatlarına denk bir sayıya doğru ilerleyen jeotermal arama ruhsatlarının 'daha şimdiden' sonuç alınamayacak bir noktaya doğru gidişin işareti olduğunu söyledi. Türkiye'nin her yerinde elindeki birtakım ruhsatları gösterip, 'Efendim, buradan şu kadar enerji çıkar, burada şu kadar krom, şu kadar altın var!' diye dolaşan ve bundan maddi yarar sağlamaya çalışan insanlar olduğunu, bu kişilerden herkesin şikayet ettiğini kaydeden Yıldırım, bu yanlış sistemi düzene sokmanın yolunun 'rezerv güvenilirliği' sistemini kurmaktan geçtiğini belirterek şunları söyledi: "Bu kadar çok ruhsat verilince, bu ruhsatlar içerisinde gerçekten aradığımız şeyin olup olmadığı netliğini kaybediyor. Bizim sistemimizin çok temel eksiklerinden bir tanesi, rezerv güvenilirliği sistemidir. Jeotermal de dahil bütün madencilik sistemindeki en temel eksiğimiz budur. Elimizdeki ruhsatların veya tüm topraklarımızdaki maden kaynaklarımızın öyle bir sistemle aranması lazım ki; sonuç olarak bir yerde bir madenin, bir jeotermal kaynağın var olup olmadığını söylediğiniz zaman buna inanılması, bunun bilimsel esaslar çerçevesinde güvenilirliğinin olması lazım. Bunun için de 'rezerv güvenilirliği' sistemi kurulmalı ve etütten başlayarak bir firmanın ya da bir şahsın arama faaliyeti yaparken hangi aşamalardan geçeceği çok net kurallara bağlanmalıdır. Bunun için, hangi akredite laboratuvarların, hangi imzaların bu konuda geçerli olacağını tek tek belirleyen bir çalışma içerisindeyiz. 'Rezerv Güvenilirliği Sistemi' adıyla kurduğumuz komisyonumuz bu süreçlerin tamamını netleştirecek ve sonuçta bir yönetmelik çıkacak. Bu sistemi kurduğumuz zaman artık, 'Benim elimde şu maden var! diyen kişi veya kuruluşa, 'Rezerv güvenilirliği sistemindeki gerekleri tümüyle yerine getirdin mi' diye soracağız. Yerine getirilmemişse onun bir güvenilirliği, inanılırlığı olmayacak. Madencilik proje ve danışmanlık firmaları da bu işin bir parçası olacak. Bu firmalarda maden mühendislerimiz, jeoloji, jeofizik mühendislerimiz zorunlu olarak istihdam edilip profesyonel olarak çalışacaklar ve bunların atacağı imzalara güveneceğimiz bir sistem oluşturacağız".

'Yenilenebilir kaynaklar bu işin sosudur, süsüdür!'
MTA Genel Müdürü Mehmet Üzer ise, jeotermal kaynaklar açısından dünyada 7'nci, Avrupa'da 1'inci olan, 31 bin 500 MWt  teorik potansiyele sahip Türkiye'nin bugün itibarıyla bu potansiyelin 4400 MWt'ını görünür hale getirdiğini, bunun da % 80'ini kullandığını anımsattı. Üzer şöyle konuştu: "Jeotermalin kapasitesi sınırlıdır, o nedenle abartmamak lazım. Elektrikte jeotermalden elde edebileceğiniz 1000 MW'tır. Yanıldınız diyelim; en fazla 2000 MW olur. Oysa bizim 2025 yılına kadar 56 bin MW daha elektrik enerjisi ihtiyacımız var. Dolayısıyla biz kalkınmamızı sürdüreceksek kömürlerimizi de, suyumuzu da nükleeri de değerlendirmek zorundayız. Genç bir insanı gözünüzün önüme getirin; bu insanın gelişip güçlenmesi, zekasının gelişmesi için protein alması lazım. Kömürümüz, suyumuz 'protein'dir; yenilenebilir enerji kaynakları ise bu işin sosudur, süsüdür, lezzet getirir. Ama kurtarıcısı değildir. Bizim mutlaka proteinin peşinde koşmamız lazım. Aramalarda kömür ve jeotermale öncelik verdik. Sonuçta jeotermalde belli bir yere geldiğimizi gerçekten sevinçle görüyoruz; jeotermalin gerçekten iyi taraftarları var. Ama aynı taraftarlığın kömüre de gösterilmesini istiyorum ben. Çünkü doğal şartlardan etkilenmeyen en önemli kaynaklarımızdan bir tanesi kömürdür, o yüzden lütfen kömürümüzün de üzerinde duralım".
Yıllarca ihmal edilen MTA'nın son dönem başlatılan atılımla yeniden ayağa kalktığını ve sondaj sayısı ile derinliklerinde büyük ilerleme kaydedildiğini söyleyen Üzer şöyle sürdürdü: "MTA'nın sondaj metrajı 25-30 bin metre/yıl'a düşmüştü. Bu durum 20 sene boyunca devam etti. Türkiye'nin toplam sondajı da 50-70 bin metre/yıl civarında idi... Kanada'da bir tek firma yılda 2.5 milyon metre sondaj yapıyor. Bizim bugüne kadar petrol, doğal gaz ve soğuk su olarak yaptığımız sondajın toplamı 18 milyon metreler civarında iken Kanada' da bir senede 14 milyon metre sondaj yapıldığını görüyoruz. MTA olarak aramalara yeniden ağırlık vermemiz sonrası sondajımız yıllık 25-30 bin metreden 300 bin metrelere çıktı. Türkiye'nin toplam sondajı da 1 milyon metrenin üzerine çıkmiş oldu. Aslında yıllık 5 milyon metre olması lazım Türkiye toplamının... Jeotermalde MTA'nın bugüne kadar yapmış olduğu toplam sondaj 220 bin metredir, özel sektörle beraber 270 bin metre ediyor. Bunun sonucunda potansiyelin % 14'ünü görünür hale getirdik diyoruz. Demek ki jeotermalde altı kat daha, 1.5 milyon metre civarında daha sondaj yapılması gerekiyor".



Etiketler