EPDK Başkanı Hasan Köktaş müjdeyi verdi: '2011 'yenilenebilir'in diğer kaynakları ilk defa geçtiği yıl olacak!'

02 Şubat 2011 Dergi: Ocak-Şubat 2011

2010 yılında % 47 olan bu payın bu yıl % 50'yi aşacağını kaydeden Köktaş, enerji piyasalarında 2010 yılı gerçekleşmeleri ile 2011 yılı hedef ve beklentileri konusunda değerlendirmelerini, düzenlediği basın toplantısında gazetecilerle paylaştı.
Rüzgar enerjisi yatırımcılarının merakla beklediği bir haber de yine bu toplantıda EPDK Başkanı Köktaş'tan geldi... 1 Kasım 2007'de başvuruları alınmış olan RES projeleriyle ilgili sürecin ihale aşamasına yaklaştığını, yaklaşık 1000 MW kurulu güce sahip 27 tane çoklu başvurunun Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından uygun bulunarak TEİAŞ'a ihale yapılmak üzere gönderildiğini söyleyen EPDK Başkanı, "Herkesin beklediği ihale aşamasının TEİAŞ tarafından Şubat ayının ortalarına doğru başlatılması ve bu yılın ortasına kadar peyderpey tamamlanması beklenmektedir" diye konuştu.
2010 yılında, birçok ülkenin enerji piyasalarında küçülme ya da sıkıntı yaşadığı bir dönemde, Türkiye'nin en hızlı büyüdüğü alanlardan birinin enerji piyasası olduğunu anımsatan EPDK Başkanı, "Elektrik tüketimi son kırk yıl ortalamasıyla yıllık % 8.4 artış göstermiş olan Türkiye, 2010 yılı elektrik tüketiminde % 7.9'luk seviyeye ulaşarak, yeniden o hızlı günlerine geri dönmüştür" dedi.
Elektrik üretim sektöründe 2010 yılında 20.7 milyar kWsaat elektrik üreten, 3 bin 819 MW kurulu gücünde ve toplam yatırım tutarı 5 milyar TL'yi aşan özel sektör yatırımının devreye alındığını belirten Köktaş, "2010 yılı toplam elektrik tüketiminin 208 milyar kWsaat olduğunu düşünürsek, bu yıl içinde devreye giren 20.7 milyar kWsaat'lik ilave üretim, toplam Türkiye tüketiminin % 10'u kadar ilave bir gücün yıl içerisinde sisteme entegre edilmiş olduğu anlamına gelmektedir" diye konuştu.
2010 yılında hizmete giren yeni kurulu gücün yaklaşık % 35'inin yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklara dayalı olduğunu vurgulayan Köktaş, "5 milyar Lira'yı geçen toplam yatırım tutarı içinde yenilenebilir kaynağa dayalı olanların parasal karşılığı 2 milyar 350 milyon Lira'dır ve bu miktar toplam yatırım tutarının % 47'sine denk düşmektedir" dedi. EPDK Başkanı Hasan Köktaş şöyle sürdürdü: "Burada dikkat çekici olan bir başka husus ise rüzgar yatırımlarının hızlı bir şekilde sisteme giriyor olmasıdır. İlk defa 2010 yılı içerisinde 2.7 milyar kWsaat gibi önemli miktarda bir enerjinin rüzgardan elde edilmiş olduğunu görüyoruz. 2011 yılı içerisinde rüzgar sektörümüzün daha da hızlı gelişeceğini düşünüyoruz. Kaynaklar itibarıyla üretilen elektriksel güce baktığımızda ise Türkiye'de 2010 yılı itibarıyla üretilen elektriğin % 45.5'inin doğalgazdan, % 24.6'sının yerli ve ithal kömür toplamından, % 24.6'sının hidrolik kaynaklardan, % 1,3'ünün de rüzgardan elde edildiğini görüyoruz. Yani 2010 yılında gerçekleşen 208 milyar kWsaat'lik üretimin yaklaşık % 26'sı (hidrolik+rüzgar= % 26) yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilmiştir. Diğer bir önemli husus da şudur: Serbest piyasa için özel sektör elektrik üretimi ilk kez 2010 yılında % 25'i, kurulu güçteki özel sektör payı da % 30'u aştı. Yani riski kendisinde olup da hiçbir satın alma garantisi olmaksızın bu faaliyetini devam ettirenlerin oranı yaklaşık % 25'e ulaşmıştır. Tabii Yap İşlet Devret (YİD), Yap-İşlet (Yİ) ya da İşletme Hakkı Devir sözleşmelerini bu oranın dışında tutuyoruz. YİD, Yİ ve İşletme Hakkı Devir sözleşmelerine baktığımızda bunların toplamı % 54'e tekabül ediyor, ama bunların satın alma garantileri olduğu için sınıflama yaparken biz daha çok sadece kendi riskiyle elektrik üretimi yapanları ayrı bir kategori olarak değerlendiriyoruz; o da % 25'e tekabül etmektedir. Özel üretim şirketleri 2010 yılı içerisinde 39.3 milyar kWsaat, özel otoprodüktör şirketleri de 11.8 milyar kWsaat olmak üzere, toplamda 51 milyar kWsaat elektrik enerjisi üretmişlerdir".
EPDK Başkanı Hasan Köktaş, elektrik sektörüyle ilgili olarak 2010 yılında en çok tartışılan konular arasında yer alan "dağıtım özelleştirmelerinde verilen teklifler ve bunların nihai tüketiciye yönelik elektrik tarifelerinde yaratabileceği artışlar" konusuna da değinerek, "Elektrik tarifelendirme metodolojisi çerçevesinde aldığımız önlemler sonucunda, özelleştirme sırasında edinme değeri olarak verilen bedeller, tarife hesaplamasında dikkate alınmamış, tarife hesaplamalarının tüketicimize herhangi bir yansıması olmamıştır" dedi.
EPDK Başkanı enerji piyasalarında 2011 yılında yaşanacak gelişmeler, yapılacak yatırımlar, sektörel hedef ve beklentiler konusunda da şu değerlendirmeleri yaptı:
"Yatırım seferberliği sürecek..."
"2011 yılı, enerji sektöründe yatırım seferberliği yılı olacaktır. 2010 yılında çok ciddi bir yatırım dönemini yaşadık, 2011'de bu artarak devam edecektir. 2011 yılı içerisinde elektrik dağıtım sektörüne 1 milyar 778 milyon TL'lik bir yatırım yapılacak. Elektrik üretim sektörüne 3,3 milyar TL ve elektrik iletim sektörüne yapılacak olan 700 milyon TL'lik yatırımla birlikte, elektrik sektörüne toplam 5 milyar 697 milyon TL tutarında bir yatırım yapılmasını öngörüyoruz. Doğal gaz sektörüne ise 2011 yılında; dağıtım ayağına yapılacak 857 milyon TL'lik özel sektör yatırımı ve iletim ayağına yapılacak 298 milyon TL'lik BOTAŞ yatırımı toplamı olarak 1 milyar 155 milyon TL?lik bir kaynak yatırılacağını öngörüyoruz. Elektrik ve doğal gazın dağıtım ayağına 2.6 milyar TL, üretim tarafına 3.2 milyar TL ve iletim tarafına da 998 milyon TL olmak üzere toplam 6.8 milyar TL'lik bir yatırım öngörmekteyiz. Bu yatırım tutarlarının tamamı EPDK tarafından onaylanmış tutarlardır.
"Özel sektör, olumlu yatırım ortamı sayesinde tüm riskleri üstleniyor"
Elektrik ve doğal gaz sektöründe yapılacak 6.8 milyar TL'lik toplam yatırımın 5.8 milyar TL'sinin tamamen özel sektör tarafından yapılacağını görüyoruz. Özel sektörümüzün bu kadar yüksek bir yatırımı, hiçbir Hazine garantisi, hiçbir satın alma garantisi olmadan gerçekleştirmiş olmasına, yani tüm riskleri kendisi üstlenerek bunları gerçekleştirmiş olmasına dikkatinizi çekmek isterim. Çünkü bu düzeyde yatırımlar söz konusu olduğunda özel sektörün hiçbir ülkede birtakım garantiler almadan bu yatırımları yapmadığını biliyoruz. 2000'li yılların başında ülkemizde de bunu yaşadık; enerji sektöründe ortaya çıkan darboğaz birtakım satın alma garantileri yoluyla çözülebilmişti. Peki yatırımcı bugün bu kadar büyük yatırımları tüm riski kendi üstlenerek neden yapıyor? Bir ekonomide eğer siyasi istikrar varsa, makroekonomik anlamda da bir istikrar vardır, dolayısıyla bu, olumlu yatırım ortamıyla ilgili en önemli parametrelerden bir tanesidir. Aynı zamanda eğer düzenleyici kurum, düzenlediği sektörde riskleri minimize ederse ve öngörülebilirliği yüksek bir piyasaya yönelik düzenlemelerini geliştirirse yatırımcı bu riskleri alıyor. Bu dönem içerisinde yaşadığımız olay budur.
"'?Yenilenebilir', elektrik üretim yatırımlarının yıldızı olacak!"
2011 yılı içerisinde yaklaşık 8 milyar kWsaat elektrik enerjisi üretecek olan, toplam yatırım tutarı 3,2 milyar TL'yi, kurulu gücü ise 2000 MW'ı aşan özel sektör yatırımı devreye alınacaktır. Doğal gaz, hidrolik ve rüzgar kaynaklarına dayalı olarak devreye alınacağını öngördüğümüz bu lisanslı özel sektör yatırımlarıyla 7.7 milyar kWsaat'lik bir elektrik üretimi gerçekleştirilecek. Ancak bunların çok ihtiyatlı rakamlar olduğunu söylemeliyim. Yılsonu gerçekleşmeleri her dönem bizim verdiğimiz bu rakamların üzerinde olmaktadır. Ve 2011'in diğer yıllardan bir farkı olacak: O da şudur: Devreye alınacak yeni üretim tesisleri içerisinde, (hidroelektrik ve rüzgar başta olmak üzere) yenilenebilir kaynaklara dayalı olarak yapılacak üretimin payı, ilk defa bu yıl diğer enerji kaynaklarından elde edilecek enerji miktarını geçmiş olacaktır. 2010 yılında % 47 olan bu pay, 2011 yılında % 50'yi aşacaktır.

Kaynak türü

Kurulu güç (MW)

Üretim               (bin kWsaat)

Tahmini yatırım tutarı (TL)

Doğal gaz

354,9

2.306.850

354.900.000

Hidrolik

1.270,5

4.446.750

2.032.800.000

Rüzgar

415,8

1.039.500

831.600.000

TOPLAM

2.041,2

7.793.100

3.219.300.000



"2011 yılının en önemli riski, fizibilitesi doğru yapılmış proje eksikliğidir"
2011 yılının en önemli riskleri nelerdir, konusunu şöyle ele alabiliriz: Enerji sektörü yatırımlarında, üç tane temel unsur doğru bir şekilde senkronize edilmez ise sorun yaşanır... Bunlardan bir tanesi düzenleyici kurumdur. Onun "öngörülebilirliği yüksek/riskleri minimize edilmiş" bir piyasaya yönelik düzenleme yapması lazım. Yani düzenleyici riskini düşürmesi lazım. İkinci ayak, finansal sektördür. Çünkü enerji sektörünün % 70-80'inin payı finansal sektörden gelmektedir. Dolayısıyla da doğru finansman koşullarının oluşturulması lazım. Üçüncü temel gereklilik ise yatırımcının uluslararası normlara göre hazırlayacağı proje fizibilitesi ve projelerdir... Şu anda düzenleyici kurum olarak baktığımızda, bu sektörün başarısının arkasında yatan önemli unsurlardan biri olarak, bu üç temel konuyu iyi senkronize etmemizin yattığını düşünüyoruz. Biliyorsunuz, Bankalar Birliği ile toplantılar yaptık, önümüzdeki günlerde bu konuda bir workshop da yapacağız. Bankalar bize, "proje finansmanını kolay ve mümkün kılan hangi unsurlar olmalıdır?" sorumuza cevap olarak 10-12 tane madde gönderdi. Ve bunları mevzuatımızın içerisine koyduk. Proje finansmanı kolay olsun, uzun vadeli, minimum faizlerle finansman elde edilebilsin diye... Ancak bu noktada özellikle altını çizmemiz gereken bir husus kendini gösteriyor: Türkiye'de enerji sektörünün en önemli risklerinden bir tanesi (her zaman var olmuş risklerden bir tanesi) uluslararası normlara göre hazırlanmış, fizibiliteleri doğru yapılmış proje eksikliğidir. En büyük risk bu... Eğer ölçümünüzü uluslararası normlara göre yapmamışsanız, projenizin finanse edilebilirliği kalmıyor, yerli ve yabancı bankalardan kaynak elde edemiyorsunuz. Dolayısıyla projenizin finanse edilebilirliği kalmıyor. O nedenle fizibilitelerin çok doğru hazırlanmış olması lazım. Çünkü bankalar finansman modellemesini yaparken o fizibilitenin doğru hazırlanmış olmasını en önemli unsur kabul ediyor. Bir örnek vereyim: Bize 180 milyon kWsaat elektrik enerjisi üreteceği varsayımı ile gelen bir projeden, daha sonra bir tadilatla bunun 110 milyon kWsaat'e düşürülmesi talebi geldi... Düşünebiliyor musunuz? Nerede fizibilite, nerede proje? Bu fizibiliteler uluslararası normlara göre hazırlanmak zorunda. Çünkü bankalarımız kendi kaynaklarıyla bu sektörü tek başlarına finanse edebilir durumda değiller. Ve (proje finansmanı açısından en yüksek finansman sağladıkları sektör, enerji sektörü olsa bile) sadece enerji sektörüne kaynak ayırıyor değiller. Ve uluslararası piyasadan gerek birtakım sendikasyonlar yoluyla, gerek diğer finansal enstrümanlar marifetiyle kaynak elde ederek bu projelere plasman yapıyorlar. Eğer projeler uluslararası normlara göre hazırlanmamışsa, bankalar sendikasyon yapmakta zorluk çekerler. Eğer Avrupa Yatırım Bankası gibi, IFC gibi kuruluşların kriterlerine göre proje hazırlamazsak, bu kaynakları kullanma şansımız yok. Bir örnek vereyim, daha yeni yaşadığımız bir olaydır: Bir şirketimizin projesinde finansmanı uluslararası bir banka yapıyordu ve belli bir aşamaya gelinmişti. Birden, "Ben bunu finanse etmem!" dedi banka. Yatırımcı sebebini sorduğunda öğrendi ki, "ÇED Raporu'nun AB müktesebatına ve uluslararası normlara uygun alınmadığı" gerekçesiyle finansmandan vazgeçmişti o uluslararası banka... Biliyorsunuz, Türkiye'deki ÇED raporu süreci AB uyum yasaları çerçevesinde yapılmış olduğundan birebir aynıdır. O bankanın kendince bulduğu ve finansman yapmama gerekçesi olarak belirttiği husus neydi; biliyor musunuz? "Halkın katılım toplantılarının iki kez yapılması gerekirken bir kez yapılmış..." İşte, projelerin uluslararası normlara göre hazırlanması bu kadar önemli! Ve ilgili şirketimiz bu aşamayı o norma göre yaptı ve dolayısıyla projesi finanse edilebilir hale geldi.
"Kayıp-kaçak oranlarını düşürmek için yapılacak yatırımlar"
21 elektrik dağıtım şirketinin hedeflenen kayıp-kaçak oranları ve bunlarla ilgili yatırım miktarları, 2011 ve sonrasında da çokça konuşulacak konulardan ve bence en önemli konulardan bir tanesidir. Şu anda %15 olan kayıp kaçak oranının 2015 sonunda %10'a düşürülmesi hedeflenmektedir. Bunun için de dağıtım sektöründe ve perakende satış hizmetleri sektöründe 8.9 milyar TL'lik bir yatırım yapılacaktır. Esas itibarıyla % 15'lik kayıp kaçak oranı, ülkemizde geçen yıl 208 milyar kWsaat elektrik tüketildiğini düşünürseniz, yaklaşık 30 milyar kWsaat'lik bir orana denk gelir, dolayısıyla rakamın ne kadar büyük olduğu buradan anlaşılmaktadır. Yüzde 15'lik kayıp kaçak oranı beş yıllık bir süreç sonunda (2015'e dek) % 10'a düşürüldüğünde, ortalama Türkiye tarifesi fiyatlarıyla 3.3 milyar TL'lik bir tasarruf elde edilebilecek ve bu da tüketiciye olumlu yönde yansıyacaktır.
"2011'de birleşme ve devralmalar yoğun olarak yaşanacak"
Dağıtım özelleştirmelerinin ardından 2011 yılı, elektrik üretiminde de çok yoğun bir özelleştirme döneminin başlayacağı yıl olacak. 2011 yılının aynı zamanda hem elektrik, hem de doğalgaz sektöründe birleşme ve devralmaların yoğun olacağı bir yıl olacağını düşünüyoruz. Son iki yılda Türkiye'ye doğrudan yabancı sermayeyi en yüksek miktarda çeken sektör olan enerji sektörü, 2011 yılında da bu alandaki lokomotif sektör olma özelliğini devam ettirecektir.
(Bir basın mensubunun, "İzleyen süreçte, gündeme gelecek birleşme ve satın almalar sonucunda, giderek 'konsolide olan' bir enerji sektörü mü göreceğiz?" sorusuna yanıt olarak:)
"Sektörde ölçek ekonomisinin gereği olan gelişimler doğal gelişimlerdir. Ekonominin kendi rasyonel işleyiş mekanizması var. O mekanizmanın eğer ölçek ekonomisi marifetiyle belli bir ölçeğe ulaşmak esası varsa, ki var, bu zaten piyasanın kendi dinamikleri içerisinde olur".
"Serbest tüketici limitlerinde indirime devam edilecek"
Bildiğiniz gibi, piyasa modelimiz serbest tüketici limitlerinin her yıl düşürülerek, belli bir aşamadan sonra tüm abone gruplarının serbest olduğu, dolayısıyla kendi tedarikçilerini kendilerinin seçtiği bir piyasa modeline doğru ilerlemektir. Bu modele doğru ilerleyişimiz 2011'de de devam edecek. Rekabetçi bir elektrik piyasasının geliştirilmesine yönelik en önemli göstergelerden bir tanesi de, serbest tüketici unsurudur. Serbest tüketici, yıllık belli bir miktarın üzerinde doğalgaz ya da elektrik tüketenlerin enerji tedarik edecekleri şirketleri serbestçe belirlemeleridir. Bu tüketiciler enerji alım miktarı, koşulları ve fiyat gibi konularda tedarikçisi ile pazarlık yapabilme imkanına sahiptir. 2001 yılında elektrikte yıllık 9 milyon kWsaat üzerinde olan serbest tüketici limiti Kurulumuz tarafından tedrici olarak hızla azaltılarak 100 bin kWsaat'e indirilmiştir. 2010 yılı için piyasa açıklık oranı % 63'e ulaşmıştır. Yani tüketilen toplam enerjinin % 63'ü serbest tüketici limiti kapsamında kalmaktadır, dolayısıyla kendi tedarikçilerini seçme hakkına sahiptirler, böylece yaklaşık 75 bin aboneye serbest tüketici olma hakkı tanınmıştır. Kurulumuzun limiti 100 bin kWsaat'e indirmesi ile birlikte 2010 yılında oluşan rekabet ortamı sayesinde artık sadece büyük sanayicilerin değil; talep birleştiren küçük ve orta boy işletmelerin, otellerin, AVM'ler ve sanayi tesisleri ile toplu konutların da ulusal tarifeye göre ortalama % 25'e varan oranlarda ucuz enerji kullanma imkanı doğmuştur. Ben şahsen % 36'lık bir indirimi - bu indirimi yapan ve indirimden yararlanan kişilerden - duydum; ama bunun ortalaması % 25'ler seviyesindedir. Limitin indirilmesiyle serbest tüketiciler kendi tedariklerini dağıtım şirketlerinden değil, hızlı bir şekilde üreticiden ya da toptan piyasadan almaya yönelik olağanüstü bir gayret sarf etmeye başlamışlardır. Enerji fiyatlarının dünyada hızlı bir şekilde yukarı gittiği bir dönemde, mevcut tarifelerden % 20-25 daha ucuza enerji alabilmek gerçekten çok büyük bir fırsattır diye düşünüyoruz.
Elektrik sektöründe yapılacak diğer işler
Özelleştirilen elektrik dağıtım şirketlerinin yatırımlarının denetlenmesine ağırlık verilecektir. Çünkü elektrik dağıtım sektörünün yaklaşık 10-11 tane bölgesi özel sektörümüz marifetiyle işletilir hale gelmiştir. 2011 yılı içerisinde bu sayı, ihalesi bitmiş olanların devir-teslim teknik süreçleri tamamlandıktan sonra daha da artacaktır. Dolayısıyla denetim kısmına çok yoğunluk vereceğiz. Nitekim dağıtım bölgelerinin denetlenmesine de fiilen başlanmış durumdadır.
Elektrik piyasasında yaşanacak önemli gelişmelerden bir tanesi de, elektrikli taşıtlara ilişkin düzenleme yapılacaktır. Bu düzenleme ile ilgili taslak geçen hafta Kurulumuzda görüşülerek web sitesinde ilan edilmesine, dolayısıyla piyasa katılımcılarının görüşüne açılmasına karar verilmiştir.
Lisanssız elektrik üretimine ilişkin uygulamalar başlayacak
Enerji sektöründe ar-ge'ye ayrılan kaynaklar yetersizdir. O nedenle 2011 ve sonrasına ilişkin elektrik dağıtım sektöründe yatırım bütçelerinin içerisine ilk defa ar-ge başlığını bir harcama kalemi olarak koyduk. İstiyoruz ki, sektörde ar-ge çalışmalarını teşvik edelim. Sektörde yeni birtakım unsurlar ortaya çıksın, yeniliklere açık olsun, teknolojik yatırımları da sistemin içerisine koyarak tüketicilere daha düzgün, daha kaliteli hizmet edilebilsin. Bu amaçla Kurumumuz, onayladığı elektrik dağıtım şirketlerinin tarifeleri kapsamında yatırım bütçelerine 20 milyon 356 bin Lira'lık bir kaynak ayırmıştır. Kurumumuz sektörde akıllı sayaçlar, uzaktan okuma sistemleri gibi teknolojik gelişmeleri ve ar-ge faaliyetlerini de destekleyecektir".


Etiketler