“Yaşlanan HES’lerin rehabilitasyonu % 3 kapasite artırır…”

27 Kasım 2012 Dergi: Kasım-Aralık 2012
HES yatırımcılarına makine ve ekipman tedariğinin yanısıra 27 ayrı küçük HES projesini ve Boyabat, Tatar, Pembelik, Çetin, Ayvalı gibi büyük HES projelerinin yapımını da bizzat sürdüren Andritz Hydro’nun Avrupa’da gerçekleştirdiği çok sayıda santral iyileştirmesinde görev almış Türk mühendis Adem Karakolcu, Türkiye’deki santrallerin rehabilitasyon ihtiyacının da had safhada olduğuna dikkat çekiyor… Ülkenin kurulu HES gücü içinde 1984 öncesi devreye alınmış tesislerin 3600 MW’lık bir toplam oluşturduğunu, öncelikle bu eski tesislerden başlanıp, zamanla eskiyecek diğer santrallerle devam etmek gerektiğini kaydeden Karakolcu, kurulu santrallerin yaş durumları göz önüne alındığında Türkiye’de rehabilitasyon açısından giderek büyüyecek bir piyasadan söz edilebileceğini dile getiriyor.

Getirisi, % 3 etkinlik geri kazanımı…

Türkiye’deki HES’lerde yapılacak iyileştirmelerle ortalama % 3’lük bir etkinlik geri kazanımı öngördüklerini belirten Adem Karakolcu, yalnızca 1984 öncesi kurulmuş (toplam 3600 MW’lık) HES’lerde - rehabilitasyon sonrası % 3’lük etkinlik artışı hesabıyla - 110 MW’a yakın geri kazanım sağlanabileceğini, bunun da küçümsenmeyecek bir miktar olduğunu söylüyor. Karakolcu, “Rehabilitasyonun getirileri etkinlik ve çıktı artışıdır. Ancak bu her şey demek değil. Pik üretiminizi artırabilirseniz, o da çok iyi olur. Ayrıca reaksiyon zamanını düşürmek mümkün olabilirse, şebeke istikrarı ve gelir açısından o da ilave bir katkı olacaktır. Diğer taraftan rehabilitasyon, agresif su karşısında dayanıklılığı da artırabilir. Tüm bunları sağlamayı hedefleyen, iyi planlanmış bir rehabilitasyon programıyla tesis geliri artacak, sistemin bütünü adına iyi sonuçlar elde edilmiş olacaktır” dedi ve şöyle devam etti: “Santrallerde rehabilitasyonu tetikleyen sebepleri iki sözcükle özetlemek mümkün: Korku ve arzu… Bir tarafta elbette daha çok gelir elde etme arzusu var; işlettiğiniz santralin etkinliğini artırmak, böylece genel olarak performansınızı ve gelirlerinizi artırmak istiyorsunuz. Diğer tarafta ise güvenlik konuları, riskler söz konusu... Ayrıca giderek sıklaşan bakımlardan doğan masrafları asgariye indirme isteği de rehabilitasyon sürecini tetikleyen bir diğer unsur… Rehabilitasyon süreci öncesinde proje özelinde titizlikle yanıtlanması gereken bir dizi soru işareti bizi beklemektedir: Acaba yapılacak rehabilitasyon ekonomik ve teknik olarak uygulanabilir mi? Yapının güvenliği ne durumda? Santralin hangi bileşeni ya da bileşenleri rehabilitasyon gerektiriyor? Bunun çevresel etkileri neler olabilir gibi… Bunlar tabii ki zor sorular... Dolayısıyla rehabilitasyonda sistematik bir yaklaşım ortaya konması son derece önemlidir...”

Sanayileşmiş ülkelerde hidroelektrik santrallerin 1940’lı yıllarda kurulmaya başlandığını, ekonomik olarak kullanılabilir nitelikte birçok su kaynağının da izleyen yıllarda peşpeşe devreye alındığını anımsatan Karakolcu, bu alandaki kapasitenin erken dönemde devreye alınmış olması nedeniyle rehabilitasyon piyasasının Türkiye’den çok önce, 1990’lı yıllarda ortaya çıktığını ve bu alanı kapsayan çeşitli standartların gelişmesine de ön ayak olduğunu vurguladı.

Santral nasıl uyarı verir?

Adem Karakolcu, HES’lerde rehabilitasyon gerekliliğini düşündürebilecek “işaret”lerden bazılarını da şöyle aktardı: “Başlıklarda performans kaybına neden olan sarsıntılar ya da kesici üzerinde oluşan çatlaklar (bu aynı zamanda güvenlik açısından da oldukça riskli bir durum oluşturabilir), ayrıca etkinlikle ilgili sıkıntı yaratan kavitasyon (oyuk, çukurlaşma) erozyonları olabiliyor. Diğer taraftan korozyon hasarları veya çatlaklar olabiliyor. Veya temelden kaynaklanan sorunlar yaşanabiliyor. Sonuçta rehabilitasyonu gerekli kılabilecek birçok konu var. O nedenle tüm ayrıntıları titizlikle araştırmak gerekiyor… Biz Andritz Enerji olarak bu noktada üç aşamadan oluşan bir yol izliyoruz. Birincisi, mevcut türbinin teşhisi ve değerlendirilmesi aşaması… Önce türbin üzerinde bir teftiş yapılıyor. Ne yapılıp ne yapılamayacağı araştırılıyor ve müşteri ile birlikte fizibilite çalışmaları yapılıyor. Daha sonra eğer çalışmanın devamına karar verilirse, daha derin bir analiz gerçekleştiriliyor. Bu sırada da modernizasyon için seçenekler ele alınıyor, neye ihtiyaç duyulduğu ortaya konuyor, ayrıca su kaynağının durumu değerlendiriliyor, akışı mı yükseltmek gerekir, ya da tam tersine düşürmeli miyiz? Veya neleri değiştirmeliyiz gibi… Burada müşteri ile birlikte nasıl devam edileceğine, gerekli modifikasyonların yapılması için hangi adımların atılacağına karar veriliyor. Bu çerçevede tüm analizler yapılıp tam bir mutabakat sağlandıktan sonra da rehabilitasyona başlanıyor. Teşhis, değerlendirme ve iş kapsamına baktığınızda çok becerikli ve kaliteli kişilere ihtiyacınız olduğu açıktır. Çünkü görülebilir konular olduğu gibi, gizli sorunlar da olabiliyor. Örneğin göz önünde bulundurulmayan bazı çalışma aksaklıkları olabileceği gibi bazı gizli durumlar da olabilir; mesela çatlaklar, ilişkisel problemler veya sistem dizaynı gibi… Rehabilitasyondan önce bunların hepsinin özenle değerlendirilmesi gerekiyor. Bu değerlendirmede kalite sisteminin gereği olarak ve bir minimum standart ortaya koyabilmek için özel bir değerlendirme aracı kullanılıyor. Bu kapsamda bileşen analizi yapılıyor ve mevcut birimlerin ve çalışma yapıtaşlarınının iyi bir şekilde anlaşılması gerekiyor. Aynı zamanda hayat döngüsü değerlendirmesinin de bu bağlam içerisinde hiyerarşik bir düzen içinde ele alınması da gerekiyor. Daha sonra analiz aşamasına geliyoruz. Bu kapsamda tabii ki çeşitli mekanik tasarımlar ve güvenlik analizleri gerçekleştiriliyor. Burada mevcut bileşenlerin analizi yapılıyor. Bu kapsamda öyle sorunlar olabilir ki, hemen müdahalede bulunmanız gerekir, iki-üç yıl bekleyemezsiniz. Bu değerlendirmeleri yapmak, sağlıklı çözümler bulmak için çeşitli simülasyon araçlarından da yararlanılıyor... Ve en nihayetinde iyileştirme aşamasına geliyoruz…”

Yurtdışından bir uygulama örmeği…

Adem Karakolcu, rehabilitasyonla elde edilebilecek kazanımlara somut örnek olarak şirketin Almanya’da uyguladığı bir projenin sonuçlarından söz etti: “700 m yüksekliğinde, 6.43 metreküplük bir çıktısı olan, 38 MW kurulu güce sahip tesis, mevcut birimlerindeki titreşim problemleri nedeniyle 30 MW’a düşmüştü. Müşteri ile oturup üç aşamalı yaklaşımla çare bulmaya yöneldik. Öncelikle teşhis aşamasında sorunun olası sebeplerine baktık. Kullanılan türbin kanatlarının (bucket’ların) sayısı veya başlıklarla ilgili bir sorun olabilirdi. Bunun dışında simetrik olmayan bir jet şekli vardı, bu da eksene biraz ters düştüğü için sorun yaşanıyor olabilirdi. Bunun dışında yapısal ve hidrolik analizler de gerçekleştirildi proje kapsamında. (…) Gerekli olan çözüm, yapılan analizlerin ardından yeni başlıkların monte edilmesi şeklinde kendini gösterdi. Özel simülasyon araçlarının hepsi bu modifikasyon için kullanıldı. Var olan büyük gürültü azaltılmış ve titreşim ISO seviyesine düşürülmüştü… Tesisin 30 MW’a düşmüş olan, normalde 38 MW olması gereken çıktısı da bu çalışma sonucunda (su miktarında hiçbir değişiklik olmamasına rağmen) 42 MW’a çıkmıştı. Santralin etkinliğinde de orijinal kuruluma göre yaklaşık % 5’lik bir artış sağlamış olduk.”






Etiketler