Güneş Enerjisi Sektörü Solarex 2015 ‘te buluştu

27 Haziran 2015 Dergi: Mayıs-Haziran 2015
Solarex İstanbul 2015, güneş enerjisi sektörü temsilcilerinin yoğun katılımıyla bu yıl 8. defa düzenlendi. 9-11 Nisan tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde organize edilen fuarı üç gün boyunca 19 bine
yakın kişi gezdi.

8.’si düzenlenen Solarex İstanbul Uluslararası Güneş Enerjisi ve Teknolojileri Fuarı, hem yurt içi hem de yurt dışından olmak üzere güneş enerjisi sektörü temsilcilerini bir araya getirdi. Voli Fuarcılık tarafından 9-11 Nisan tarihleri arasında organize edilen fuar bu yıl toplamda 18 bin 731 kişiye ev sahipliği yaptı. Bu ziyaretçilerin 5 bin 525’i yabancı ziyaretçi olarak kayıtlara geçti. 163’ü yerli, 91’i ise yabancı olmak üzere toplamda 254 katılımcının hazır bulunduğu fuarda, sektör temsilcileri, bir araya gelme, tanışma ve ikili görüşmeler yapma imkânı buldular. İsrail, Almanya, Fransa, Çin, Fas, İspanya, Bulgaristan, Lüksemburg, Portekiz, Tayvan, Amerika Birleşik Devletleri, İsviçre, İtalya, Romanya, Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan ve İngiltere’nin katılım sağlayan yabancı ülkeler listesini oluşturduğu fuar, bu anlamda sadece Türkiye değil dünya güneş enerjisi sektörü için de önemli bir buluşma noktası oldu. Sektördeki yerli ve yabancı tüm oyuncuları aynı çatı altından toplamayı başaran fuarın açılışı ise, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Gürcistan Enerji Bakanı Kakha Kaladze, GENSED Başkanı Prof Dr. Şener Oktik, GÜNDER Başkanı Dr. Kemal Gani Bayraktar ve Voli Fuar Genel Müdürü Ahmet Kızıl tarafından gerçekleştirildi.

"2015’te devreye alacağımız 4 bin MW’ın % 85-90’ı yerli ve yenilenebilir enerji kaynağı olacak” 

Fuar açılışında bir konuşma yapan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, hızlı bir şekilde düşen maliyetlerin güneş enerjisini daha da kullanılabilir hâle getirdiğinin altını çizdi. Bakan Yıldız, bu kapsamda Türkiye’de neler yapıldığını şöyle aktardı: “201’in ilk 3 ayında yeni eklenen 1000 MW’ın % 95’i yenilenebilir enerji kaynaklar. Yine bu yıl devreye alacağımız 4 bin MW’ın % 85-90’ı yerli ve yenilenebilir enerji kaynağı olacak. Doğru yoldayız. Türkiye’nin enerji yapılandırmasını yenilenebilir enerji kaynaklarımızdan tamamlayacağız. Çin 54 bin MW’lık çok ciddi bir performans ortaya koydu. Bunun yanında ABD ve Hindistan gibi ülkeler bu konuda başı çekiyor. Türkiye ise, ürettiği elektriğin içindeki yenilenebilir enerji kaynakları payını 4’te 1’lerden 3’te 1’lere çıkartmak için uğraşıyor. Üretmediğimiz her rüzgârın, güneşin yerini ithal doğalgaz kaynaklarının aldığını bilmemiz lazım. İyi niyetle ve daha da bilinçlenmiş bir vatandaş yapısıyla hep beraber Türkiye’nin doğal kaynaklarına katkı koymuş olacağız”.

“Büyüyen Türkiye’nin küçülen enerji sektörü olmaz” fikriyle hareket ettiklerini sözlerine ekleyen Taner Yıldız, “Türkiye, 100 yıllık yatırımlardan daha fazlasını son 12 yılda yaptı. 2023 yılı hedefleri çerçevesinde de bir bu kadar daha yatırım yapacak” dedi.

“Dünyadaki arz-talep dengesizliğinin 2018’e doğru düzeleceği öngörülüyor”

Solarex İstanbul kapsamında yapılan “Güneşin Dünyada ve Türkiye’deki Gelişimi” başlıklı oturumun konuşmacılarından biri olan Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği (GENSED) Başkanı Prof. Dr. Şener Oktik, 2014 sonu baz alındığında dünya güneş enerjisi sektörünün hangi aşamada olduğuna dair rakamlar verdi. İlk olarak Türkiye’nin mevcut durumu hakkında bilgiler veren Oktik, “Türkiye’de 2014 yılında 40 MW’lık bir kurulum oldu. Bu sene Türkiye için öngörülen toplam kurulum rakamı ise 58 MW” dedi. Başkan Oktik konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Dünyada ilk 10’daki ülkelere şöyle bir baktığımızda ilk sırada Çin’in olduğunu görüyoruz. 2014 yılında toplam kurulumu 10,6 GW olan Çin bu sayede çok ciddi bir rakam ortaya koydu. Japonya 9,7 GW ve Almanya 6,2 GW’lık kurulumlarıyla Çin’i takip ediyorlar. Sıralamada 10. ülke olan Hindistan’daki toplam kurulum ise 600 MW. Baktığınız zaman genel toplamda Almanya ve İtalya’da gerileme olduğunu görüyoruz. İlk 10’daki diğer ülkelerde ise artış var. Fotovoltaik pazarda Avustralya’nın 900 MW ile olgunlaşmaya başladığını görüyoruz. Yine Güney Kore 900 MW, Güney Afrika 800 MW, Kanada 500 MW ve Şili 400 MW’lık rakamlarıyla gelişmekte olan pazarlar grubunu oluşturuyorlar. Dünya toplamında 2015’te 50 barajı geçilirse 2020 yılında 120 bin MW aşılır şeklinde bir öngörü var”.

Dünya genelindeki arz-talep dengesizliğine de ayrı bir paragraf açan Şener Oktik, bu yıl itibariyle arz ve talep arasındaki makasın kapanacağının öngörüldüğünü söyledi. Aranın kapatılması noktasında atılacak adımlardan bahsettiği konuşmasını şöyle sürdürdü: “2014’te 63 GW olan arz ve 40 GW olan talepten bahsediyoruz. Bu yıl bu aranın kapanacağı öngörülüyor. Talebin artması ve 50 barajını geçmesi bu aranın kapanması için atılacak ilk adım. İkinci adım ise arzdaki 3. kalite mal üreten üreticilerin ortadan kalkması. Çünkü dünyanın her yerinde artık herkes farkediyor ki, kurulumlar ve deneyimler arttıkça ucuza alınan yanlış malzeme çok kısa zamanda yatırımı felakete sürüklüyor. Bulgaristan ve Çek Cumhuriyeti’nde buna örnek olacak onlarca kurulum görebilirsiniz. Öngörülen şu ki, 2015’te bu santraller ya kapanacak ya da daha iyileriyle konsolide olacak. Özellikle bu yıl arzda bir azalma olacağı öngörülüyor. 2018’e doğru arz-talep dengesinin daha sağlıklı olacağı öngörülüyor”.

“Şu anki gidişat 2023’te 10 bin MW’ı geçeceğimizi gösteriyor”

Oturumun bir diğer konuşmacısı Uluslararası Güneş Enerjisi Topluluğu – Türkiye Bölümü (GÜNDER) Başkanı Kemal Gani Bayraktar, Türkiye için “açık bir musluktan akan su gibi tepemizde duruyor” diye tanımladığı güneşten çok daha fazla faydalanmamız gerektiğinin altını çizdi. Bayraktar, şu an için gerilerde olan Türkiye güneş enerjisi sektörünün ileride çok daha iyi noktalara geleceğine inandığını söyledi. Bayraktar, “Türkiye önemli bir güneş kuşağının üzerinde. Dolayısıyla bu jeopolitik önem ilerisi için bize büyük fırsatlar sunuyor. Türkiye’de güneş enerjisi sektörü, tek başına üretip satabilmenin ötesinde hâlâ her platformda bilinç artırmaya ihtiyacımız olan bir sektör. Türkiye’de teknolojik olarak çok yeterli değiliz. Ancak baktığımız zaman ekipman teknolojisinin dışında –ki bu da hızla gelişiyor- insan kaynağı ve imalat kapasiteleri olarak da ziyadesiyle hazırız. Türkiye olarak güneş enerjisinde henüz 40 MW’deyiz. Sıralamalarda çok gerilerdeyiz. Ancak lisanslı ve lisanssız müracaatlara baktığımız zaman da şu an yaklaşık 4 bin 600 MW’lık bir sıra var. Bu da geleceği aydınlık kılıyor. Umutsuzluğa gerek yok. Çünkü Türkiye’nin ihtiyaçlarına baktığımız zaman enerjide dışa bağımlığıyız ve enerjiyi israf ediyoruz. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde, orada açık bir musluktan akan su gibi duran güneşi değerlendirmemiz gerektiği inancı doğuyor. Yenilenen eylem planları çerçevesinde 2019 hedefi 3 bin MW, 2024 hedefi ise 5 bin MW. Bu tabi pratikte en az değerler. Şu anki gidişatımız 2023’te 10 bin MW barajını geçeceğimizi gösteriyor. Biliyorsunuz güneşle ilgili pek çok senaryo var. Fakat en kötü senaryoda dahi, dünyada her yıl 35 bin MW’lık kurulumun olacağı öngörülüyor.  En kötü senaryoyu ve 2014 sonu itibariyle kurulu gücü ele alalım. Her yıl 35 bin MW kurulduğu zaman 2019 sonu itibariyle dünyada 352 bin MW güneş enerjisi kurulu gücü oluyor. Hedefleri yüksek tutmak sanayi ve yatırımcının daha kolay hareket edebilmesini sağlayacaktır” dedi.

“Bürokrasi zinciri kırılmalı”

Kemal Gani Bayraktar’dan sonra sözü alan GÜNDER Başkan Yardımcısı Osman Özberk ise özellikle devlet nezdinde yaşanan bürokratik zorluklara dikkat çekti. Enerjide bağımsızlığı yakalamak gerektiğini altını çizen Özberk, konuşmasına şöyle devam etti: “Tüm yerli kaynaklarımızı kullanarak enerji bağımsızlığımızı elde etmemiz lazım. Dünyada en çok kanun çıkaran ve kanun iptal eden ülkeyiz. Baktığımızda güneşte 10 yıldır geldiğimiz nokta 40 MW. Dünyanın hiçbir yerinde 1 MW’lık sistem için bu kadar mücadele edilmez. Maalesef Avrupa’nın yaptığını biz yapamıyoruz. Tam 21 kurumdan izin alma süreci var. Ankara’nın surları çok ve bu sistemi de kıramıyoruz. Biz güneş enerjisinde Avrupa’ya göre çok geç kaldık. Teknolojide geç kalınca maliyetlerimiz yüksek oldu, rakiplerimizle yarışamadık. Maalesef demokratik bir enerji kaynağı olan güneş enerjisiyle bizim ülkemiz bir türlü örtüşemiyor. Bunu çözmemiz lazım. Önümüzdeki 10 yıla umutlu bakıyoruz. Zira 600 MW’lık lisanslı yatırımda 9 bin MW’lık başvuru vardı. Demek ki yatırımcı var. Bildiğimiz kadarıyla 100-150 MW’lık montaj aşamasında olan projeler var. Fakat bürokrasi zincirini kıramadığımızdan bu mücadelemiz devam ediyor. İnşallah yeni gelecek hükümet ve yeni gelecek bakan yenilenebilir enerjinin, öz kaynaklarımızla yapılan enerjinin kıymetini bilir de 10 yıldır vermiş olduğumuz mücadelenin meyvesini alırız. Amacımız bu engellerin kalkması. Enerjide bağımsız değilsek bağımsızlıktan bahsetme gibi bir hakkımız olmaz”.  

“Aşırı lisans bedellerinin önüne geçmek gerekiyor”

Oturumun son konuşmacısı olan GENSED Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mustafa Tırıs, bir santralin hayata geçirilmesini hem zaman hem de finansman açısından değerlendirerek sözlerine başladı. Bu anlamda yatırımcıların yaşadığı zorlukları şöyle özetledi: “Mayıs 2014’teki ICCI Fuarı’nda Bakan Taner Yıldız 3 bin MW ilave kapasite verileceğini, çalışmaların son aşamaya geldiğini ve bunların lisanslı olacağını söylemişti. Bu fuarda da yeni 1000 MW kapasite için çalışmaların devam ettiğini duyurdu. Ve bakıldığında şu an geçen sene söylenen 3 bin MW’ı telaffuz eden yok. 1 sene önce gündemdeydi. Yeni dönemde 1000 MW telaffuz ediliyor. İlerleyen dönemde illere göre kapasite açıklanacak ve yeni bir sürecin içine gireceğiz. Bu süreçte bizi bekleyen 1 yıllık ölçüm var. Ölçümün öncesinde 6 ay kadar sürecek bir yer bulma, ön araştırma süreci var. Daha sonra EPDK’ya başvuru süreci var. Bunun da bir 6 ayı bulduğunu düşünürsek toplamda 2 yıl sonra biz belki EPDK’ya başvuruda bulunacağız. 2013 yılının Haziran ayında bizim EPDK’ya başvurumuz olmuştu. Bu başvurunun ihalesi daha yeni yapılıyor. Bu başvuruyu yapan insanlar nereden baksanız 2 yıl bu ihalenin yapılmasını beklediler. Ona göre teminat mektupları da bekledi, hedefler de bekledi… Bunlarla da bitmiyor. İhale sonrasında bir ön lisans ve takibinde lisans alınmasını kapsayan süreler var. Sonrasında da kurulum yapılması kapsamında gelen bir süre var. Uzun lafın kısası, bugün 1000 MW ilave kapasite verilse bunların ilk MW’ı 2019’dan önce sisteme bağlanamayacak. İşte bu eksiklikten, bu kuraklıktan dolayı insanlar eldeki bu 600 MW için “ne olursa olsun hiç olmazsa 4-5 MW’ını alalım” diye olağanüstü, dünya standartlarının çok üzerinde ücretler veriyorlar. İnsanlar 1 MW’a 2,5 milyon lira para verdiler. İşi finansmana döktüğünüz zaman bir sonuca varamıyorsunuz. Bunun ekonomik ve matematiksel bir izahı yok. Ama insanlar mecburen bu bedelleri ödüyorlar. Sonuçta bakıyorsunuz kurulu güç 54 MW. Bunun Türkiye genelinde ekonomik anlamda bir şey ifade ettiğini söylemek imkânsız.”

2013’ün sonlarında çıkan yeni yönetmeliğe de ayrıca değinen Mustafa Tırıs, “%5 sermaye gösterimi” ana başlıklı yönetmeliğin getireceği zorlukları şöyle detaylandırdı:  “Bu dediğimiz 2,5 milyon liranın %5’ini şirketler şirket sermayesi olarak göstermek zorunda. Örneğin, 100 MW’lık bir başvurusu yapıyorsanız şirket sermayesini en az 12,5 milyon liraya ulaştırmanız lazım. 200 MW başvuru için 25 milyon liralık şirket sermayesi olması lazım. Başvurudan bahsediyorum, aldığınız lisanstan bahsetmiyorum. Bu ciddi bir finansal yük. 200 MW için ihaleye girebilmek için her bir MW için 10 bin liralık teminat mektubu koymanız lazım. 2 milyon lira da buraya koyuyorsunuz. Sonra ihaleye girdiniz ve diyelim ki 20 MW aldınız. MW başına 2,5 milyon liradan aldığınızı düşünelim, toplamda 50 milyon liralık teminat mektubunu TEİAŞ’a vermeniz lazım. Bir iş adamı şöyle bir geriye bakıp tüm bunları ne için yaptığını kendine sorduğunda altı üstü 20 MW’lık kapasite olduğunu görüyor. Bu kadar yükle biz 20 bin MW’a nasıl ulaşırız? Türkiye’de bu para var mı? İş adamları, eğer başka alanlarda da iş yapıyorlarsa, bu paralarla, bu teminat mektuplarıyla diğer sektörlerde çok daha büyük işler yapabilirler. İşte bu yüzden lisanslı taraf açmaz içinde. Yeni kapasiteleri her yıl en az 1000 MW, 2 bin MW olacak şekilde açıklarsak bu aşırı lisans bedelleri ortadan kalkar. Türkiye’nin dört bir tarafında güneş santralleri ekonomik bir şekilde kurulur ve işletilir. O zaman 5 bin, 10 bin ya da 20 bin MW’ı telaffuz ediyor olabiliriz”.

 “ABB olarak deneyimlerimizi güneş enerjisi sektörüne de aktarıyoruz”

 Fuarın son gününde bir sunum gerçekleştiren ABB Türkiye Solar Inverterler Bölüm Müdürü Haluk Özgün, firma olarak güneş enerjisi sektöründeki konumlarına dair bilgiler verdi. Türkiye’de 6 fabrikada bin 700 çalışanla hizmet verdiklerini söyleyen Özgün, konuşmasını şöyle sürdürdü: “ABB, 150 bin çalışanı olan global bir firmadır. 1988 yılında beri İsveç ve İsviçreli iki firmanın birleşimi olarak elektrik sektöründe. Globalde olduğu gibi Türkiye’de de 5 ana kolumuz var: güç ürünleri, güç sistemleri, imalat-otomasyon, alçak gerilim ürünleri ve proses otomasyon. Dünyada Ar-Ge çalışmalarıyla bilinen bir şirketiz. Solar sektörü de kendi içinde rekabetin yoğun olduğu bir sektör. Firmaların uzun dönemler sektörde kalıp kalmayacağı tartışılıyorken ABB olarak biz farklı sektörlerdeki deneyimlerimizi güneş enerjisi sektörüne de aktararak yatırımcı için tek pakette ulaşılabilir bir şirket olmayı hedefledik. Bu anlamda portföyümüze çok çeşitli ürünler ekledik. 250 W’lık mikro inverterlerden başka monofaz inverterler, santrallerde kurulan DC inverterler ve büyük grupta 2 MW’a uzanan merkezi inverterler bulunuyor. Türkiye’de yaklaşık bin 700 çalışanımız ve 6 fabrikamız var. İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir ve Adana illerinde yapılanmalarımız olduğu için solar servislerimizi bu noktalardan yönlendirebiliyoruz. İhtiyacın ya da kurulumun nerede olacağı ve servisin buraya ulaşılabilirliği GES sistemlerinde oldukça önemli. Biz bunları işletmemizde sağlayabiliyoruz”.