Sürdürülebilir Biyoyakıtta Uzlaşmak

01 Temmuz 2008 Dergi: Mayıs-Haziran 2008

Biyoyakıtlar, dünyada artan enerji talebinin yarattığı küresel sorunların, ivmelenen iklim değişikliğinin, pahalı fosil yakıtların, toprak kayıplarının, su kıtlığının ve biyo-çeşitliliğin gitgide kaybolduğu bir zamanda ortaya çıkmaktadır. Sorumlu biçimde üretildiğinde, artan biyoyakıt alışverişi, nakliyesi ve üretimi ekonomik, adil ve sürdürebilir olacaktır. Kapasite yapıları, teknolojileri ve finansal olanaklarına bağlı olarak pek çok ülkenin tarım ve orman biyokütlesi ile evsel atıklarından biyoyakıt elde etme kabiliyeti vardır. Bölgesel ihtiyaç fazlası biyoyakıtların ticareti, yeni pazarlar açabilir ve böylece pek çok yoksul ülkenin kalkınması için gereken yatırım ihtiyacı karşılanabilir. Ayrıca böyle bir gelişim, iklim sistem dinamiğindeki değişikliklerin kritik bir noktayı geçmesi tehdidine karşılık verir. Yüksek sermaye yatırımı ihtiyacı ve tarımdan ziyade enerji sektörüne yönelik kullanım göz önüne alındığında sorun acil ve geniş ölçeklidir. Fosil yakıtlardan sürdürülebilir biyoyakıtlara kısmen geçiş eylemi için zaman, yüzyıllarla değil kuşaklarla ölçülür.

 

Devletler Arası İklim Değişikliği Paneli?nin (IPCC), Dördüncü Değerlendirme Raporu?nda (2007) belirtildiği üzere, ortalama küresel sıcaklıktaki artışın 2-2,4°C gibi makul bir üst sınırda olabilmesi için sera gazı emisyonlarının 2015 yılı civarında zirve yapması ve 2050 yılında 2000?li seviyelerden yarı yarıya aşağı inmesi gerekmektedir. Devamında incelenen araştırmalar, sadece emisyon azaltmalarıyla sağlanamayacak kadar düşük değerlere inilmesine ihtiyaç olduğunu belirtir. Bu sebepten ötürü iyileştirilmiş biyoyakıt hammaddesi tedariğinin ve biyoyakıtla ilişkili yatırımların artması ile karbonun ortamdan alınmasına ihtiyaç vardır.

 

Bu mücadelenin önemi ve aciliyeti göz ardı edilmemelidir. İklim değişikliğinin tarımsal üretime olan etkileri bilinmemekte ve bu etkiler ciddi anlamda yok edici olabilmektedir. Biyoçeşitlilik kaybının oranı ve ölçeği doğal yaşamın dengesini sarsmakta ve doğanın iklim kontrolü, su ve hava temizliği ve doğal felaketlere karşı korunması gibi temel görevlerini yapma kabiliyetini zayıflatmaktadır. Bu anlamda biyoyakıtlar, küresel enerji, çevre ve bölgesel gelişim için panzehir olarak görülmektedir. Bununla birlikte, nasıl satıldıkları, kullanıldıkları ve üretildiklerine bağlı olarak ortaya çıkan ekonomik, çevresel ve sosyal etkilere göre ?iyi?ve ?kötü? biyoyakıtlar vardır.

 

Günümüzdeki en gözde biyoyakıt kaynağı tarım ürünleri olduğundan, verimli arazinin değerlendirilmesi, gıda emniyeti riskleri, muhtaç topluluklar, su sıkıntıları ve ormanların azalması ile endişeler ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda, yeni tarım hammaddeleri geliştirilmekte, orman, zirai ve kentsel atıktan ve tarım dışı ürünlerden biyoyakıt üretim teknolojileri de ilerlemektedir. Ancak bu teknolojilerin halen daha ticarileştirilmesi ve enerji pazarının hacmi içinde değerlendirildiğinde geniş ölçekte piyasaya sunulması gerekmektedir.

 

Pek çok ülkenin biyoyakıt üretiminde rekabet avantajı varken, diğer ülkelerin biyoyakıt ihtiyacını yerel kaynaklardan karşılayamadıkları görülmektedir (Şekil 1). Bu yüzden artan biyoyakıt ticareti gelecek vaat etmektedir. Daha da ötesi, biyoyakıtlar ulaşım ve enerji üretiminde fosil yakıtların yerine geçtiği veya toprakta karbon tutulmasını sağlayacak biçimde (örneğin biyokömür) üretildiği zaman, karbon emisyonu azaltma üniteleri ticaret için fırsatlar doğuracaktır.

 

Sürdürülebilir Küresel Biyoyakıt Pazarına Doğru

Geleceğin biyoyakıt pazarı, üreten ve tüketen bölgelerden oluşan karma bir set olarak betimlenebilir. Halen daha dengeli biçimde dağılan biyoyakıt arz ve talebi, ilerleyen gelecekte pek çok üreticinin rol aldığı, dengeli ve güvenilir biyoyakıt kaynaklarının oluşmasını sağlayacak küresel bir pazara dönüşebilir. Serbest piyasa ve ticaretin dengeleme rolü, biyoyakıt üretim kapasitesinin dünya genelinde artırılabilmesi için ön koşuldur.

 

Yerel otoriteler, pazarların varlığını güvence altına alsa da enerji ve tarım ürünleri için olan pazarları tahrif edebilirler. Yerel otoritelerin diğer sınırlayıcı tedbirlerle, örneğin sübvansiyonlar, vergiler, ithalat kotaları, ihracat vergileri ve tarife dışı kısıtlamalarla bir arada bulunması her zaman etkin açılım ve üretimin yolunu açmaz; hatta biyoyakıtın sunduğu avantajları da kısıtlayabilmektedir. Biyoyakıtların, kısmen devlet destekli kamuoyu yaratma organizasyonları tarafından yaratılmış halihazırdaki olumsuz imajı, biyoyakıtların vaat ettiği faydaların yerine getirilmesini tehdit eder; ve bu imajın altı çizilmelidir. En uygun çözüm sübvansiyonların, vergilerin, ithalat kotalarının, ihracat vergilerinin ve tarife dışı kısıtlamaların planlı ve düzenli biçimde kaldırılması; aynı anda da sürdürülebilir biyoyakıtla ilgili kanun ve yönetmeliklerin kademe kademe yürürlüğe konulmasıdır. Bu önlemler ile riskler azaltılırken yatırımlar teşvik edilecek ve sürdürülebilir üretim yaygınlaşacaktır. Bu hedefe yönelik olarak çok taraflı, bölgesel olarak çift taraflı ve tek taraflı olmak üzere farklı faaliyetler gerçekleştirilmektedir. Geçici olarak oluşturulan standart, ürün tanımlamaları ve belgelendirme prosedürleri gibi özel ve kamu araçları ile teknik ve sürdürülebilirlik konularının gündeme gelmesi sağlanmaktadır. Ayrıca, sürdürülebilir üretimde finansal ve teknik bütünlük içinde küresel çerçevenin oluşturulması ile sürdürülebilirlik ve ticaret planı bütünleşik hale gelmiştir.

 

Paydaş Eylemleri

Küresel toplumların karşı karşıya olduğu sorunların aciliyeti göz önüne alındığında, kanun yapıcılara, iş adamlarına, işletmelere, sivil toplum kuruluşlarına ve diğer ilgili paydaşlara öneriler sunulmuştur. Bu önerilerin arasında şunlar vardır: kanuni çerçeve çalışmalarının uyumlu ve daha koordine hale gelmesi; biyoyakıt alışverişinin fayda ve etkilerinin değerlendirilmesi; kullanımı, üretimi ve gözlemlenmesi; ve biyoyakıt alışverişinin, kullanımının ve üretiminin dolaylı yoldan olumsuz etkilerinin belirlenmesi.

Her bir öneri için belli eylemler öngörülmüştür. Kanuni çerçeve çalışmalarının daha uyumlu ve daha koordineli hale gelmesi için, biyoyakıt üretiminde kilit rol oynayan sektörlerdeki (tarım, enerji, çevre ve lojistik) ulusal ve uluslararası eylemler arasında eşgüdüm sağlanması; tarife içi ve tarife dışı engellerin kademe kademe kaldırılması için bir takvim oluşturulması; pek çok ülke standartlar arasında uyumu yakalama çabası içindeyken yakıt kalitesine yönelik olarak uluslararası boyutta uyumlu bir standartta anlaşmak; ulusal ve bölgesel düzeyde ürünlerin toplanması ve diğer yasal zorunluluklarda şeffaflık sağlanması; biyoyakıtların verimsiz üretim ve pazar çarpıklıklarına ve hammaddelerine etki eden tarım, enerji ve diğer sektörlerdeki politikaların değerlendirilmesi;  biyoyakıt ticaret anlaşmaları için yerel, iki taraflı, bölgesel ve/veya diğer çerçevelerin geçmişteki çerçeveler ile uyumlu hale getirilerek uluslararası arazi kullanımının geliştirilmesi anlaşmasına yönelik hazırlanması gerekmektedir.

 

Biyoyakıt alışverişinin, kullanımının ve üretiminin fayda ve etkilerinin değerlendirilmesi için, sürdürülebilir prensipler ve etkin, karşılıklı fayda esasına dayanan ve erişilebilir sistemlere ait kriterlerde -örneğin Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarıyla uyumlu bir sertifika üzerinden- anlaşabilmek; pek çok kamu ve sivil içerikli uluslararası çabanın sürdüğünün bilincinde olarak bazı kriterlerin sürekli taahhüt edilmesiyle bilim kanadında sağlanan ilerlemelerin ve sahada edinilen tecrübelerin standartlara katılması; biyoyakıt için ömür zamanı analizleri yöntembiliminin sera gazı ömür analizi hesaplama yöntembilimi dahil olmak üzere  düzenlenmesi; uluslararası ve ulusal seviyede çabaların sürmesinin bilincine varılması; kullanımdan düşen ve marjinal arazilerin sürekli olarak haritaya işlenmesi; karbon deposu niteliğinde olan, zengin biyoçeşitliliğe ve diğer yüksek derişim değerlerine sahip arazilerin haritasının çıkarılmasına devam edilmesi gerekmektedir. Bu haritaların şeffaflığı, erişilebilirliği ve uygulanabilmesi için uluslararası uzlaşma ve küçük çiftçilerin dahi dışında kalmayacağı şekilde kapsama ihtiyaç vardır. Karbon depolarının haritasının çıkarılması için öncelikle IPCC tarafından ve muhtelif arazi kullanımı haritalandırılması organizasyonları tarafından harcanan çaba görülmektedir ancak bu çabalar arasında daha iyi bir eşgüdüm sağlanması gerekmektedir.

 

Diğer enerji kaynaklarının olduğu gibi, tarım ve orman ürünlerinin ve kentsel atıkların, yani biyoyakıtların pozitif ve negatif etkileri vardır. İdeal koşullarda, sürdürülebilirlik kriteri tüm gıda, yem ve enerji üretimine uygulanabilir; böylece biyoyakıtlar fosil yakıtlarla mücadele edebilecek konuma gelir. Böyle bir sistem oluşuncaya kadar koruma bölgelerinde, sera gazı emisyonlarında ve arazinin kullanım şeklinin değişmesine bağlı olarak gıda emniyetinde dolaylı olarak pozitif ve negatif etkiler hissedilecek, biyoyakıt fiyatları değişkenlik gösterebilecektir.

 

Biyoyakıt ticaretinin, kullanımının ve üretiminin dolaylı etkilerini belirlemek için devamlı surette küresel araştırmalar yaparak biyoyakıt ve arazi kullanımı arasındaki bağlantıları tanımlamak ve nicelleştirmek; arazi kullanımını olumsuz etkilemeyecek biyoyakıt mekanizmalarını öne çıkarmak; bu negatif etkileri azaltan ancak üretici için maliyet artışına sebep olmayan mekanizmalar oluşturmak; ve ihtiyaç sahibi insanların gıda ve enerji fiyatlarındaki artıştan ve diğer olası ekonomik yan etkilerden korunmasını sağlayacak sosyal bir kalkan oluşturmak gerekir.

 

Bunun tersine, karbon yönetimi vasıtasıyla da dahil olmak üzere, olumlu etkileri ve yatırımları ödüllendirmek için varolan ve yenilikçi araçlarla piyasanın, karbon indirgenmesi dahil olmak üzere ilave zorunluluklar sunmaksızın çevresel ve sosyal performansı ödüllendirmesini sağlamak; Kyoto sonrası rejimlerin karbon sabitlemesini ödüllendireceğini göz önünde bulundurmak ve bunu teşvik etmek; biyoyakıt gelişiminin ortak fayda, kanuni haklar ve hukuk sayesinde sağlanması; sosyal ve zirai kalkınmayı sağlayacak biyoyakıt projelerinin küçük yatırımcıların pazara uyumunun zor olması, tedarik zinciriyle satın almaya olan eğilim ve küçük üreticiler için finansal piyasa eksikliğinden dolayı kaynak sıkıntısı çekeceğini göz önünde bulundurmak; aynı anda pek çok işletme modelinin (özellikle çiftçi seviyesinde) tedarik zincirleri sayesinde ortak fayda esasına dayandığını bilmek gerekir. Ulusal politikalar, iki taraflı anlaşmalar, yabancı desteği ve uluslararası finans destek kuruluşları, projeleri yapılabilir kılmak adına  bu tip üretim sistemlerine öncelikli olarak destek vermeli, küçük ölçekli biyoyakıt üretimini ve bölgesel biyoyakıt pazarlarını teşvik etmelidir. Biyoenerji ve kırsal gelişim arasındaki ilişki sayesinde kırsal kesimde gelir artışı sağlandığı ve yoksulluğun azaltıldığını göz önüne alarak böylece yatırım artışı, daha etkin ve sürdürülebilir tarım için bir temel oluşturmak mümkündür.

 

İyileştirilmiş piyasa fırsatları sayesinde en karlı işletme modellerine yönelik sermaye oluşacaktır. Biyoyakıt kullanımının bazı yararları gelir akışıyla doğrudan ilişkili değildir. O halde sürdürülebilir ticaret, en iyi performansı gösterene doğru akmayabilir. Yetersiz fonlarla gelen yararlar sosyal ve kırsal gelişimdir: ekosistem servisleri ?karbon yönetimi ve su kaynakları yönetimi-; rekolteyi düşüren ancak ekosistemin sağlıklı hale gelmesini sağlayan pratik uygulamalar, örneğin koruyucu tarımdır.

 

Tüm paydaşların bilgilendirilmesi ve sürekli diyalogun teşvik edilmesi, biyoyakıt projelerinden sağlanan yararların eşit biçimde dağılmasının ve sürdürülebilirliğe ait diğer öğelerin de sağlanmasında kilit rol oynar. Özellikle tarım ve ormanla uğraşan biyoyakıt üreticisi çiftçilerin diyaloga teşvik edilmesi önemlidir. Etkinliği sağlamak adına bu diyalogların kamu ve özel bütçelerle desteklenen, üzerinde uzlaşılmış belli projelere ve Ar-Ge ile tanıtım portföylerine dönüşmesi şarttır.

 

Ülkeler biyoyakıt dışındaki iklim değişikliğine yönelik girişimleri ele alabilirken, biyoyakıt piyasasına yönelik  kamu ve özel Ar-Ge ve tanıtım yatırımlarının maliyet avantajı sağlayan yeni nesil biyoyakıtları içermesi; ilk nesil biyoyakıtlardan öğrenilen sürdürülebilirlik derslerinin yeni nesil biyoyakıtlara uygulanması;  dönüşüm teknolojisi performansının artması; iklim değişikliğinin etki azaltma faaliyetinin maksimizasyonu; topraktaki karbon oranının biyokömür üretimi ve uygulaması artırılmasının maliyet ve yarar analizlerinin yapılması; üretim veriminin artması ve yönetim teknikleri ile ekosistemin sağlıklı hale gelmesi;  gelişmiş mekanizasyon; su yönetimi; hassas tarım ile gübre ve tarım kimyasalı israfının önlenmesi ve bitki yetiştirme ve seçicilik gerekmektedir.

 

Kapasite oluşturma programları çiftçiler, ormancılar ve biyoenerji ve biyosfer karbon yönetimi konusunda çalışan, örneğin biyokömür toprak geliştirme teknikleriyle ve su yönetimi teknikleriyle uğraşan KOBİ?ler için gereklidir. Kapasite oluşturulması, araştırma ve eğitim kurumları ile sanayi arasındaki ortak programları destekleyici devlet ve sivil toplum kuruluşlarının da katkısıyla etkin bir teknoloji yenilikçilik sistemi için gereklidir.

 

Daha da ötesi, ticaret ve iklim değişikliği politikaları beraber yürütülmelidir. Bu beraberlikte Resmi Geliştirme Desteği (ODA), ulusal sübvansiyonlar ve ödemeler vs. vardır. ODA?nın yanında Ulusal iklim değişikliği politikalarına, biyoyakıtı teşvik edenler de dahil olmak üzere ihtiyaç vardır. Bu noktaya en iyi biçimde enerji yatırımcılarından gelen yabancı kaynakları, ticaret politikaları ve sürdürülebilirlik kriterleri ile beraber  kullanan iklim değişikliği politikaları ile ulaşılabilir. Yardımdan faydalanan ulusal paydaşlardan oluşan bir komite tarafından yönlendirilen ODA, sürdürülebilir kırsal gelişme ve işletme modelleri için gerekli kurumların kurulmasına ve gelişmesine yardım etmeye odaklanmalıdır ve ülkelere sürdürülebilirlik kriterlerini tanımlamada ve sağlamada yardımcı olmalıdır. Biyoyakıt gelişimine bağlı olarak ODA, çeşitli Birleşmiş Milletler örgütleri ile işbirliği kurmalı (UNFAO, UNCTAD, UNDP, UNEP, UNIDO vb.) ve özel sektörün sürdürülebilir çerçeveye ait geçiş maliyetlerinin düşürülmesine yardımcı olmalıdır.

 

Biyoyakıtın Rolü

Toplam biyoyakıt 2007 yılında dünyanın birincil enerji talebinin yaklaşık yüzde 10?luk kısmını (470x1015 J) karşılamıştır; ancak genellikle ticari olmayan kullanım görülmüştür. Sıvı biyoyakıtlar şu anda dünyanın ihtiyaç duyduğu ulaşım yakıtının yüzde 1-2?lik kısmını karşılar. Oluşan potansiyel bu payı önümüzdeki yıllarda önemli oranda artıracaktır. Ancak petrol türevi yakıtların ikame edilmesi güçlü araçlarla olacaktır. Biyoyakıtların göreli payı, talep tarafındaki verimliğin toplam yakıt talebini azaltmasıyla artabilir.

 

Biyoyakıt olarak değerlendirilen tarım ürünleri çiftçilerin tercihlerine göre belirlenmektedir. Dünyada bulunan 13,2 milyar hektar alanın sadece 0.025 milyar hektarı kullanılmaktadır. Brezilya?da toplam yakıt ihtiyacının yüzde 40?ı, toplam ekilebilir alanın (320 milyon hektar) yüzde 1 kısmına ekilen şeker kamışından karşılanır ve bu alanların hiçbiri Amazon yağmur ormanlarında değildir. Tarım ürünleri, biyoyakıta ek olarak yem, gübre ve elektrik olarak değerlendirilmektedir.

 

Biyokütlenin gelecekteki potansiyeli uygun tarla, orman, ve kentsel atıkların kullanılması ve enerjiye yönelik ürünlerin yetiştirilmesi halinde 150-400 EJ/yıl (Dünya birincil enerji talebinin 25% kısmı) olabilecektir. 1 milyar hektar özelliğini yitirdiği düşünülen ve gıda tarımına uygun olmayan araziler enerji ürünleri yetiştirmek için tekrardan gündeme alınabilir.

 

Gıda niteliği olmayan biyokütlelerin rekabet halinde kullanımı söz konusudur (Isınma, Yakma, Biyoyakıt, biyo-malzeme ve biyo-kimyasal olarak). Ancak biyoyakıtların küresel ticareti, bölgesel farklılıklardan kaynaklanan bulunma ve erişim sorunlarını telafi etmektedir. Yakın dönemde tarım ürünlerinin artan fiyatı, biyoyakıt üretimiyle doğrudan ilgili olmayan faktörlerden kaynaklanmıştır. Artan gıda ve yem talebi, uluslararası gıda piyasalarındaki spekülasyonlar ve hava koşullarından ötürü verimsiz geçen ekim yılları bu faktörlerdendir. Ayrıca artan yakıt ve gübre fiyatları tarım ürünlerinin fiyatını etkilemiştir.

 

Tarımdaki düşük üretkenlik sürdürülebilirliği baltalamış, erozyon, toprak kayıpları, orman alanlarının azalması ve açlığa sebep olmuştur. Çiftlik yönetimi, yeni teknolojiler, gelişen değişkenlikler, enerji bağlantılı sermaye yatırımları ve kapasite oluşturulması sayesinde zaman içinde artan üretkenlik, toprak kullanımının yoğunluğunu kademe kademe artırır; böylece yeterli miktarda tarım alanı gıda, yem, iplik ve biyoyakıt üretimini karşılar.

 

Ticari biyoyakıt pazarları, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, kırsal girişimlerin ekonomik güçlenmesinde önemli bir faktör haline gelebilir. Biyoyakıt işlenme, dağılım ve nakliye altyapısına yapılan yatırımların artması bunun sonucu olabilir. En azından, bu altyapı yatırımlarının bazıları tarım sektörünün genel gelişimine katkıda bulunacaktır.

 

Gıda özelliği taşımayan lino-selülozik hammaddeden elde edilen ikinci nesil biyoyakıt teknolojilerinin de ticari anlamda geniş ölçekte güçlenmesi beklenmektedir. İkinci nesil biyoyakıtlar, birinci nesil biyoyakıtlara göre daha geniş tabanda kullanım ve sera gazı emisyonlarının azaltılması avantajları sunar. Bununla birlikte birinci nesil biyoyakıtlar da zaman içinde sera gazı emisyonları bakımından daha etkin bir düzeye gelmektedir ve ikinci nesil biyoyakıtlarla beraber kullanım bulacaktır. Tropik ve yarı tropik bölgeler, nispeten fazla olan avantajlarını kullanarak uygun maliyetlerle gıda ve enerji için üretime devam edeceklerdir.

 

* Renewable Energy World Dergisi?nin Mayıs 2008 sayısından çeviren: Okan Yunusoğlu